|
DR. K. NEWTON VE DR. LAKSHMI İLE İSTANBUL'DA "SELF-MASTERY" WORKSHOP
Diba Ayten Yılmaz (19.10.2006)
Her ikisi de tıp doktoru olan Dr. Newton ve Dr. Lakshmi'nin uzmanlık alanı Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisi ve Holistik Terapi.
Newton çifti, Hindistan'da 2000 yılında birlikte "Life Research Academy"yi kurdular. Akademideki temel çalışmalar; geçmiş yaşam terapisi, nefes çalışmaları ve kendinin farkında olan ruhsal üstadların mesajlarını yaymak.
Mart 2006'da Hindistan'da düzenlenen 2. Dünya Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisi Kongresi sırasında Newton çifti ile tanışmış ve çalışmıştım. O zaman yaptığım çalışmanın çok faydasını görmüş ve onların enerjisinden çok etkilenmiştim. Dileyenler bu konudaki ayrıntılı yazıma internet sayfamdaki yazılar bölümümden ulaşabilirler.
Newton çiftini 5-13 Ekim 2006 tarihleri arasında, eşimle birlikte İstanbul'da ağırlamaktan onur duydum. RadianceD Ofis'te 3 günlük bir "self-mastery" workshop düzenledik. Bir katılımcı olarak workshop boyunca deneyimlediklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ben 3 gün önceki ben değilim! Evet her an değişiyoruz ama gözle görülebilir, açıkça fark edilebilir enerjik ve ruhsal değişimlerden bahsediyorum. Newton ve Lakshmi ile 3 günlük çalışma boyunca ruhumuzun derinliklerine yol aldığımız heyecanlı anlar geçirdik.
Daha önceki workshop'larda yapmadığım bir şeyi yaptım ve tüm pratik seanslarda kendimi bütünüyle ruhsal rehberlerime bıraktım! Onlara bütünüyle teslim olunca onların sevgisini, bana aşıladıkları güven duygusunu ve huzuru daha net hissettim ve mesajları daha da anlaşılır oldu.
Tüm katılımcı arkadaşlara buradan da teşekkür ediyor ve deneyimlerime geçiyorum.
6 Ekim Cuma;
Günün ilk çalışmasında, şimdiki hayatımız üzerinde yol aldığımız "yaş regresyonu" adlı çalışmayı yaptık. 5-10 yaş arasına gidince kendimi 8 yaşlarında ilkokulda bir bayram günü şiir okurken buldum. O an'ı gösteren bir fotograf var fakat o an'ı hiç hatırlamıyordum. O an'da cesaret ve özgüven hissettiğimi anlayınca şaşırdım çünkü o yaşlarda bu duyguları böylesine güçlü taşıdığımı bilmiyordum.
İnandığım bir şiiri yürekten okuyordum ve arkamdaki kalabalığın içinde beni izleyen babamın benimle gurur duyduğunu hissediyordum. Sevgili rehberlerimin beni o an'a götürerek verdiği mesaj çok açıktı "kendine olan güvenin, görevine olan inancın ve bağlılığın tam olunca etkileme gücün de yüksek olur".
Oradan ana rahmine döndük. Annemin karnında 7-8 aylık iken rehberlerimle konuşuyordum ve onların etrafımda koruyucu bir alan oluşturmuş olduğunu şaşırarak anladım. Doğum yaklaştığında "işte çıkıyorsun" dediler ve yine onların koruyucu alanı içinde dışarıda buldum kendimi. O enerji alanı içindeyken dışarıda olan biten çok da önemli değildi. Yetişkin algılayışı ile doğum anını yeniden yaşamanın doğum travmasını temizlediğini hissettim.
7 Ekim Cumartesi;
Sabah güne dans ederek başladık. Yorulana kadar dans edip oturduğumuzda ilk hissettiğim "yaşıyor" olduğum idi. Ardından hemen regresyonla bir önceki hayatlarımıza geçtik. Hindistan'da bir kadın öğretmendim, Gandi ile çalışıyordum ve tanıdığım bazı gençler tarafından politik sebeplerle öldürülüyordum. Ve o hayatta onların benim için ciddi bir tehlike olduğunu görmezden gelmiş olduğumu anladım.
Halbuki görevim onlarla mücadele etmekmiş yani o hayatta görevimi yerine getirememişim. O hayattan aldığım mesajlar bugünkü hayatım için oldukça önemli ve güçlü idi. Böylece çok uzun zamandır taşımış olduğum ve aynı günün sabahında defterime yazmış olduğum üç büyük korkumun da kökenine ulaşmış oldum, böylece çözüldüler.
Öğleden sonraki seansta en büyük korkumuzun kökenine gitmek üzere yola çıktık. Kendimi Mısır'da çok güzel bir kadın olarak buldum. İlk kez bir geçmiş hayatımda bu kadar güzel bir kadın olarak gördüm kendimi. "En büyük korkumla bu güzel kadının ne ilgisi var" diye kendime sorarak o hayatın içinde ilerledim. Ölüm anı'na ulaşınca yaşlanmış, çirkinleşmiş ölürken buldum kendimi ve işte o anda rehberlerimin bu çok esprili seçimine epey güldüm. O basit mesaj çok derinden ve komik bir şekilde verilmişti: "zaman sadece dünyadaki beden için anlamlı, ZAMAN YOK VE ÇOK!"
Böylece en büyük korkumun "yeterince zaman yok" duygusuyla gelen "kaçırma korkusu" olduğunu anladım. Bugüne kadar gittiğim ve sonucunda en çok güldüğüm geçmiş hayatım bu oldu!
Bu seansın ardından gülerek rehberlerime teşekkür ettiğimde "rahatlar ve bize izin verirsen her deneyimin içinden böyle kolayca geçersin hem de öğrenmiş olarak" dediler.
Daha sonraki seansta bu sefer yaratıcılığımızın köklerini arıyorduk. Önce bir heykeltıraş olarak buldum kendimi, aşkla, çamurdan bir heykel yapıyordum. O anda rehberlerim "hangisini seçiyorsun" diye sorunca "şimdiki hayatımda da kullanabileceğimi" dedim ve kendimi bir sahnede buldum. Komik ayakkabılar ve giysiler içinde onlarca çocuğa öğretici hikayeler anlatıyordum ve hem çocuklar hem de ben çok eğleniyorduk. Gözlerimde mutlu ve doyumlu bir ifade vardı. Yaşlandığımda artık sahnede değil beni çevreleyen çocuklara ve büyüklere öyküler anlatıyordum. Ölüm anına gittiğimde ise evde genç bir kız olduğunu ve O'nun benim hikayelerimi yazdığını gördüm. Ve O genç kızın, o hayattaki ölümümden sonra o hikayeleri insanlara aktardığını hissettim. Böylece ilk kez hayat amacımı başarmış olduğum bir geçmiş hayatıma gitmiş oldum. Seans anında o hayattaki mezarımın hala ziyaret edildiğini gördüm. Ve şaşırarak şunu anladım, çevremizde gördüğümüz değişik mezarlıklarda bizlerin de eski hayatlarımızda kullandığımız bedenlerimiz gömülü.
8 Ekim Pazar;
Bugünün ilk çalışmasında konumuz ilişkiler idi. Kocaman bir kilisenin içinde bir rahip olarak buldum kendimi. Hiç ego'm yoktu sanki, sadece adanmış ve Tanrı'yla bağlantıda idim.
Bu ilişkinin başka türlü yaşandığı bir diğer geçmiş hayatıma gittiğimde ise kendimi çok huysuz, yaramaz bir çocuk olarak buldum. Yalnız, yaralı ve Tanrı'dan tamamen kopuk geçirdiğim bir hayattı.
Rahipken ne kadar huzurlu idiysem ikincisinde de o kadar huzursuzdum.
Bu deneyimle, Tanrı'yla evrenle bağlantıda iken ego'suzluğu ve yüce enerjiyle birliğin verdiği huzuru derinliklerimde bulmuş oldum.
Evet bunların tümünü üç günde deneyimledim. Şu anda bütün bu deneyimleri şimdiki hayatıma katma sürecinin içideyim. Farkındalıklar ve algılarımdaki açılmalar o anları unutulmaz kıldığı gibi bu hayatıma bakışımın derinleşmesine de katkıda bulundu.
Sevgi ve şükranla!
Diba Ayten Yılmaz
NEWTON'LARIN WORKSHOP'INDAN BİR KATILIMCI YAZISI 18-10-2006
Üç günlük muhteşem bir workshop'tan sonra paldır küldür hiç sevmediğim iş hayatına düştüm. Güzel bir rüya aleminden pazartesi sabahı o çok nefret ettiğim ofiste, sevmediğim insanların arasında oturuyordum yine. Ve yan masamdaki kız yüzüme baktı. "P. bugün çok huzurlu görünüyorsun, yüzüne bir şey gelmiş" dedi.
"Huzurlu". Ben ve "huzurlu" ! Bırakın ikizler burcu olmamdan veya kronik depresyonumdan kaynaklanan huzursuzluklarımı, dengesizliklerimi, benim bir hastalığım var(dı). İsmi Huzursuz Bağırsak Sendromu. Şimdi kulağa komik geliyor işte değil mi? Benim yüzümden huzur akması. Ve bunun buram buram fark edilmesi. İmkansız(dı)!..
Üç günün sonunda sadece huzur mu buldum? Hayır. Zaten kalıcı olduğunu söylerek kimseyi kandırmak istemem, tabii siz istemediğiniz sürece. Ama daha bir içine girelim işin. O üç gün ne oldu? Sürekli sınavlara giriyoruz. Okulda, işte. Bir de sınav olduğunu fark etmediğimiz aile ve sosyal ilişki sınavları var. Bunların sonucunda hep klişe bir laf duyardık. "Hayatın kendisi bir sınav". Klişeleri söylemek kolaydır. Ama bunun gerçekliğinin ayırdına vardığınızda o klişenin
tuzla buz olan bir aynadan fırlayan cam kırıkları gibi, yüzüne, zihninize ve kalbinize batması kaçınılmazdır. Hayat sınavı ne soruyor size? Hiç düşündünüz mü? Sizin hayatınızın sorusu ne? Senin, benim, onun?
Aslında hepimizinki aynı. Farkında olmadan kendinize sorduğunuz soru. "Ben kimim? Neden buradayım" Geleceğiniz son nokta bu. Peki ya cevap?
Kim olduğunuzu bulmak için girilen o yolculuk çok tehlikelidir. Kendinizi bulamadan tamamıyla kaybetmeniz de mümkün. Ama gerçekten isteyerek o yola girdiğinizde karşınıza aracılar çıkacaktır. Daha siz ne olduğunu anlamadan, tesadüf diye adlandırdığımız kozmik denklemlerin elemanları birer birer belirirler karşınızda.
Ve yol almanıza yardımcı olurlar.
Benim Newton'larla çıktığım bu içsel yolculuğum yine başka bir matematik terimiyle açıklanabilir. "Tümden Gelim, Tüme Varım" 3 günlük manevi yolculuğum, başka bir klişe ile açıklamak gerekirse "anlatılmaz, yaşanır" diye nitelendirilebilir. Ondan bu kadar lafı dönüp dolaştırdığım. Tek şunu söyleyebilirim, binlerce yıldır üstüme, ruhuma yapışan cerahatleri akıttım bu workshop'ta. Bilincim açık bir şekilde olduğum bu ameliyat ile şu anda taşıdığım hastalıkların, korkuların nedenine indim ve hepsini sevgiyle temizledim. Bu kadar kolay mı diyeceksiniz. Elbette değil. Süreç devam ediyor. Ve edecek. Binlerce yılı 3 günde temizleyemeyebilirsiniz. Ama temizlemeyi öğrenirsiniz. Bir başka klişe. "Bana balık verme, balık tutmayı öğret". Ve bunları eğlenerek yap. Haz duy yaşamaktan. Newton'ların dediği bu. Genlerimize işlenen, hücrelerimizce soğrulan en büyük yasak, en büyük günah. Yaşamdan haz duy diyorlar. Ne de güzel diyorlar. Ve de ne de doğru diyorlar.
Hiçbirimizin orada olması tesadüf değildi. Her birimiz evrensel bir mıknatısla çekildik oraya. Küçük bir gruptuk. Ama her birimiz bir diğerinin içinde bir şeyler uyandırdı. Tetikleyicilere dikkat!
Bu vesile ile tüm grup arkadaşlarıma, yüzlerinden en saf haliyle hoşgörü ve nur akan Newton'lara, bizi kattıkları bu yolculuğa, ve katılmamıza aracılık eden çok özel insan Diba'ya sonsuz teşekkürler.
Ve teşekkürler sevgili hastalığım. Senin sayende buradayım. Ve şimdi seni sevgiyle boşluğa bırakıyorum. Bana dersimi verdin.
P.G.
WORKSHOP DUYURUSU
|