|
KABULLE GELEN AYDINLANMA
Diba Ayten Yılmaz (21.02.2007)
Bu yazıyı, derin bir kavrayışla okuyup bitirdiğinizde aydınlanmış olabilirsiniz!
Aydınlanma, karışık bir fenomen(olgu) değil, aslında kavranılabilir-ulaşılabilir ve gündelik hayata geçirilebilir bir gerçeklik.
Siddharta Gotama Kuzey Hindistan kökenli genç bir prens iken herşeyi (yeni doğmuş oğlunu ve eşini de) bırakarak aydınlanmanın yani büyük gerçeğin peşine düşer. O'nun BUDA'ya dönüşme sürecini okumuş olabilirsiniz. Gotama, günler süren meditasyonlarından sonra 35. doğumgününde tam ve yüce uyanışa ulaşır ve Buda olur. "Dört yüce gerçek"e -acı hakkındaki gerçek- acının kaynağı hakkındaki gerçek-acıya son verilmesi hakkındaki gerçek- acının durdurulmasına götüren sekiz yol hakkındaki gerçeğe ulaşır.
(Kaynak; "Buda'nın Bilgeliği" Yazar; Jean Boisselier- Yapı Kredi Yayınları)
Budizm tüm mutsuzluğumuzun kaynağının "isteklerimiz" olduğuna dayanır.
Buda'nın sözettiği "isteklerden arınmayı" "olan"ı olduğu gibi kabul etmek olarak yorumluyorum.
Yani "varolan gerçekliği kabul etmek". Bu gerçekle aydınlanan kişi heran rahattır, çünkü "olan"ın içindedir.
İstek gizli direnç ve gerilim yaratıyor. Bir şeyi istediğimizde O'na "şu anda senden yoksunum" demiş oluyoruz. Bu düşünce gerilim yaratıyor ve o anda hissedilen üzüntü "olan"ı kabul etmemek anlamına geliyor.
Bazen bir durumu olduğu gibi kabul etmekte zorlanırız. Bu cümlenin okuyucu tarafından binlerce değişik anlamı vardır. Sürekli değerlendirir, kıyaslarız; "oğlum arkadaşları kadar zeki değil", "kızım yaşıtlarından daha kısa boylu", "güzel-yetenekli değilim", "eşim hiç duygularımı paylaşmıyor" liste uzar gider. Bu cümleleri kurarken O (kişi veya durum )'u olduğu gibi kabul etmediğimizi ancak değişirse kabul edebileceğimizi beyan etmiş oluruz.
Kıyaslamanın sonu olmadığı için hiç yetinmeyebiliriz. Bir tanıdığım 100.000 Doları olduğunu ama kendini güvende hissetmek için 1 milyon Dolara ihtiyaç duyduğunu söylemişti. Asgari ücretle çalışan biri ise "5.000 Liram olsa köyüme döner rahatça yaşarım" diyordu. Hayatımızda kıyasladığımız şeyleri gözden geçirince kendimizi zorlayarak iç sıkıntısı yarattığımızı kolayca anlayabiliriz. "Çok gelişmiş" diye tanımlanan çoğu ülkede insanların nasıl tatminsizlik yaşadığı artık kayıtlara geçmiş bir gerçek.
KABUL'LE GELEN İLERLEYİŞ
Özürlü çocuklarını kendi yöntemleriyle veya kapı kapı dolaşıp yeni çağ yöntemleriyle "normal"e döndürmeye çalışıyor bazı ana-babalar. "Benim çocuğum da arkadaşları gibi olsun" diyorlar. İstedikçe gerginlik yaşıyoruz.
Hepimiz tekrar bedenlenmeden önce, ana-babamızı, yaşayacağımız ülkeyi, koşulları ve bedenimizi seçiyoruz.
"Biri lütfen bu çocuğu düzeltsin" diye dolaşan ana-babalar o varlığın karmik seçimlerini gözardı ediyorlar. O varlık o aileye birbiriyle bağlantılı birden fazla amaç için geliyor. Hem kendi varlıksal gelişimi hem de ebeveynlerinin farkındalığının artması, kabul ve anlayışlarının gelişmesi için geliyor. Ve bu deneyimi yaşayan bir çok aile de "bizim suçumuz ne? Allah niye bana bu çocuğu verdi?" diye soruyor. Oysa ortada "suç ve ceza" yok, sadece farklı koşulları deneyimleyerek, kabul ve sevme yetimizi geliştirerek insanlık deneyiminde yol almak var.
İnsanlık deneyimini yaşarken bize verilen herşey "O'nunla ne yapacağımız"ı görmek için veriliyor. O "olan"ı biz tanımlıyor, "iyi" "kötü" diye damgalıyoruz, aslında sınırlıyoruz. Oysa sadece "süreçle bağlantılı oluş" var.
"Peki hiçbir şey yapmayalım mı" diye soruyor olabilirsiniz."Sevdiğimiz birine kötü birşey olduğunda da üzülmeyecek miyiz" dediğinizi duyar gibiyim. "olan"ın içinde kalarak "peki şimdi ne yapabilirim?" sorusunu sorabiliriz. İlk adım, o sürecin içinde kalarak içindeki mesajı algılamaya çalışmak olabilir.
Olan her ne ise önce kabul edelim ve anlayışımızı geliştirmeye çalışalım. İkinci aşama ise "bu durum bana çok şey katıyor ve gerçekliğin bir parçası" diyerek sevmeye başlamak.
Diyelim çocuğumuz gribal enfeksiyon geçiriyor, tabii ki ilk anda üzülürüz ama hemen ikinci adımda "evet, çocuğumun bedeninin daha sağlıklı olması için ne yapabilirim" e odaklanan kişi çocuğuna yardımcı olabilir. "Küçük bir çocuğun gribal enfeksiyon geçiriyor olmasında sevecek bir yan nasıl bulacağım?" diyorsanız, o anda O'nun bağışıklık sisteminin güçlendiğini hatırlayın.
Hayatımızda hoşumuza gitmeyen bir şeyler olduğunda iki olasılık var, birincisi bir durumu "kötü-berbat" olarak tanımlamak ve bu durumdan sadece şikayetçi olmak bir diğeri ise bu durumu kabul ederek çıkış yolu aramak.
Kendi durumunu "korkunç, berbat" olarak tanımlayan ve sadece bu duruma tepki vermekle kalan bir çok insan var.
Şu anda hayatınızda kabul etmekte zorlandığınız ve değişmesini çok istediğiniz her ne var ise önce durumu olduğu gibi kabul etmeyi deneyin. Ardından bir adım ötesine geçerek "peki bu duruma benim katkım ne?" diye sorun.
Diyelim, annenizle hep kavga ediyorsunuz ve O'nu değiştirmeye çalışıyorsunuz. Şimdi kendinize sorun "ben anneme karşı ne kadar anlayışlıyım?"
İlişkinizde size düşen payları tespit edip kabul ettikten sonra "ben bu ilişkide daha anlayışlı ve esnek olabilmek için neler yapabilirim" diye sorabilirsiniz.
Kendi gerçekliğimizi ve bize gelen eleştirileri kabul ederek bir sonraki aşamaya geçebiliriz.
Bu bizi esnek olmaya götürür. Ancak esnek olan en çok ilerlemeyi ve gelişmeyi kaydeder. Tıpkı en esnek ağaçların kuzeyde en zor doğa koşullarında yetişen ağaçlar olması gibi. Her rüzgarla biraz daha esniyorlar. Sert olan çok çabuk kırılır bilirsiniz
Kendimizi yani bakış açımızı, yaklaşımlarımızı, davranışlarımızı değiştirerek ilişkilerimizde yeni bir gerçekliği yaratmaya başlayabiliriz.
Bir durumu olduğu gibi kabul etmeyerek o durumu değiştirmek yerine sadece tepki veriyor yani direnç oluşturuyoruz. Direnç varsa akış yavaşlar veya kesilir. Tıpkı içinde kireç olan bir borunun içinden geçen suyun akışının azalması gibi.
Bu yeni gelen enerjilere daha çabuk uyum sağlayanlar eşlerinden şikayet ediyorlar. Oysa hepimizin kendimize özgü bir yol alma şekli ve hızı var. Anlayış ve kabulle yol almaya devam ettikçe yükümüzün hafiflediğini farkederiz.
DOĞAL AKIŞ
Herşey ancak doğal akışına bırakınca kendi doğal dengesine ulaşır."Olan"ı oluşum sürecinin doğallığına bıraktığımızda kendiliğinden dönüşecektir.
Koza olma aşaması çok kıymetli çünkü o süreçte koza kelebeğe dönüşüyor. Eğer kozayı dönüşüm süreci tamamlanmadan açarsak kelebeğin kanatları henüz uçmaya hazır hale gelmemiş olduğu için o artık ne bir kozadır ne de bir kelebek.
Doğada ve evrende hareket süreklidir, heran her şey değişir. Ömür diye nitelendirdiğimiz bize göre uzun olan zaman süreci evrendeki diğer süreçlere kıyasladığımızda çok kısa bir andır.
Hiç değişmediğini hep aynı kaldığını sandığımız bir kaya parçasının da zaman içinde değiştiğini farketmiş olabilirsiniz. Dar kapsamlı değerlendirme yaptığımızda değişmez görünür.
TAM AKIŞ
Bazen Tanrıyı özlüyoruz, varlığını bize göstersin hayatımızı kolaylaştırsın istiyoruz.
Oysa O her an bizimle. O'nun varlığını hissedip hissetmemek bize düşüyor.
O her an bizimleyken O'nun varlığını özlemek, O'nu yok sanmak sadece mutsuzluk ve kaybolmuşluk veriyor.
Tanrı 'yla doğrudan bağlantıya geçmek ilahi ışığın akışını güçlendiriyor. İçimizdeki öz ait olduğu O büyük kaynakla bağlantıya geçince, O büyük gücün enerjisini yaymaya başlıyor.
Aydınlanma tüm dirençlerin bittiği an geliyor yani TAM KABUL anında. İşte o anda Tanrı'yla tam bağlantı kurulmuş ve evrendeki mükemmel ilerleyişin ve dengenin ayırdına varmış oluyoruz.
Sevgi ve şükranla,
Diba Ayten Yılmaz
GERi
|