|
BEDENLE BARIŞ
Diba Ayten Yılmaz (22.11.2007)
İnsanlık deneyimini yaşamak üzere buraya gelirken mükemmel bir organizmayla buluşuyoruz. Bedenimiz; şahane bir sistem, bir tasarım harikası! En ince detaylarına kadar mükemmel çalışmak üzere tasarlanmış, binlerce yıldır sırlarına hala tam olarak erişilmemiş bir organizma.
Bazılarımızda doğum sonrası bazılarımızda yıllar içinde "hastalık" adı verilen durumlar ortaya çıkar. Hastalık, bedende bir şeylerin bozulduğunu, artık eskisi gibi çalışmadığını haber verir ve bu korkutucudur.
Bedenimizde yolunda gitmeyen ve "hastalık" olarak adlandırılan her durum aslında bedenimizin bize mesajı. Bedenimiz bize duygusal-düşünsel-fiziksel anlamda hayatımızda bir şeylerin yolunda gitmediğini, birşeyleri yanlış veya eksik yaptığımızı anlatmaya çalışıyordur.
Sürekli olumsuz düşünceler ve kaygılarla hayatını geçiren birine midesi yoluyla mesaj gelebilir "ben artık bu kadar çok asidi dengeleyemiyorum; dışarı atmak zorundayım" demektedir.
Sevgi ihtiyacı ile tatlılara-çikolataya aşırı düşkün birinin bedeni uyarmak için sinyaller vermeye başlar. Kan şekeri değerinin bozulması, ciltte sivilceler çıkması, aşırı yağlanma gibi.
Hayatında yolunda gitmeyen şeylerle mücadele edemeyerek bunları alkol içerek bastırmaya çalışan birinin karaciğeri artık buna dayanamayarak sinyal vermeye başlar. Bu sinyaller karaciğerin "imdat" çığlıklarıdır. Bedenimizin enerji deposu olan karaciğer "sen bana alkol göndermeye devam edersen ben artık işimi yapamayacak ve iflas edeceğim" diyordur.
Sürekli olarak içsel gerilim yaşayan birinin tansiyonu yüksek çıkabilir. Her sabah alınan tansiyon hapı o gün için kan basıncını dengeler gibi görünürken bu durumun kaynağı olan "içsel gerilim"i çözmek üzere bir şey yapılmadığı takdirde, kişi ömür boyu o ilaçlara mahkum olur.
Ve o ilaçlar bedenin sağlıklı bölümlerine zarar vermeye devam eder. Karaciğer kanserinin en önemli sebeplerinden birinin; yıllar boyunca çok sayıda ilaç alınması olduğunu tıp doktorları da dile getiriyor.
Biz mesajı anlar ve durumu dengelemeye başlarsak beden de mesajı göndermeye son verebilir.
Tabii; her birimizin farklı bedenleri olduğu gibi mesajların oluşum şekli ve içeriği de farklı. Yani bir beden stresle baş etmeyi beceriyor olabilir, bir diğeri stres altındayken mide yanması mesajı verir, bir diğer bedense baş ağrısı.
Önemli olan o mesajın derinliğini kavramak; bunun için de içimize dönerek benliğimizin derinliklerinde neler olup bittiğini anlamaya çalışabiliriz.
Ve bedenimizin mesajını anlarsak artık iyileşmeye giden yol açılmış anlamına gelir.
Neredeyse tüm hastalıkların psikolojik sebepleri olduğuna göre hastalık tanımını da değiştirmemizde fayda var.
BEDENİMİZİN SESİNİ DİNLEYELİM
Bazı insanların, tıp çevreleri tarafından "kesinlikle çözüm yok" dendiği halde içsel gücünü harekete geçirerek, ruhsal çatışmalarını çözme yoluna girerek "iyileştiği" durumlar çoğu zaman medyaya da yansıyor. Bunlar çoğunlukla kanser-AIDS gibi ağır vakalar oluyor.
Louise Hay "Düşünce Gücüyle Tedavi" adlı kitabında kanser olduğunda yaşadığı, zihinsel-duygusal bırakma ve bağışlama çalışmalarına da yer veriyor. Louise'in kitabında "kanser"in zihinsel sebebine baktığımızda "nefreti içine gömmek" yazıyor. Yani bir kişi-duruma karşı hissedilen nefreti uzun süreli olarak içine gömen birinin kanser olma olasılığı çok yüksek. Louise, "insanın, bedeninde ne denli olumsuzluklar yaratabilecek bir varlık olduğunu hatırlamak için o tahlil sonuçlarını hala sakladığını" yazıyor. Louise kanseri tamamen yeniyor ve şu anda 90 yaşına yaklaşıyor.
Louise Hay'in bu kitabını 1998 senesinde okuduğumda bana hipoglisemi yani düşük kan şekeri "hastalığı" teşhisi konmuştu. Doktorum, annemde de şeker hastalığı olduğunu öğrendiğinde "sen de zaten kesinlikle şeker hastası olacaksın, bu öncüsü" demişti. O anda sinirlendiğimi hatırlıyorum. "Hayır ben bunu değiştireceğim" demiştim içimden.
Kitapta şekerle ilgili bölümü okuduğumda "hayatın tadı kaçmış" diye yazıyordu. Ve ben bedenimin fiziksel çöküş yaşadığı bu dönemle birlikte iç dünyamda olan biteni anlamaya başladım. Benim için bu durumun değişmesi, bedenimin mesajını anlayarak başladı.
Evet, yolunda gitmeyen şeyler vardı. Hem duygusal hem de fiziksel. Beslenmeme hiç dikkat etmiyordum ve hayatın tadı kaçmıştı! Bu dönem benim için bedenimle iletişim kurmaya başladığım, onun mesajlarını algılamaya ve ihtiyaçlarını gözetmeye başladığım bir dönem oldu. Doktorun verdiği diyeti Alman disipliniyle uyguladım ve iç dünyama daha çok yöneldim. 6 ay sonra kontrola gittiğimde doktorum "çok iyi görünüyorsun ve tüm tahlil sonuçların gayet iyi. Ben herkese aynı diyeti veriyor aynı şeyleri söylüyorum sen farklı olarak ne yaptın?" diye sordu. Içime ruhuma bakmakla birlikte, farklı yaptığım bir diğer önemli şey de, ben doktorumun bana verdiği olumsuz telkini içsel olarak red etmiştim! Evet ebeveynlerimizden aldığımız genetik miras sebebiyle bedenimizde bazı bölümler zayıf olabiliyor. Ama bunu değişmez-değiştirilemez kabul etmek yanlış! Özgür irademizle hem bedenimizi hem hayatımızı şekillendirebiliyoruz.
Fransız yazar Michel Odoul'un "Bana Nerenin Ağrıdığını Söyle Sana Nedenini Söyleyeyim" adlı kitabının alt başlığı zaten konuyu özetliyor; "vücudun çığlıkları ruhun mesajlarıdır".
Michel bu kitabında işaret parmağından sindirim sistemine, saçlara kadar bedenimizin neredeyse her bölümünü ele alarak zihinsel-ruhsal bağlantıları gözden geçiriyor.
Odoul, yaklaşımlarını geleneksel Çin Tıbbıyla bağlantılandırıyor.
Iki Alman yazar, birlikte hazırladıkları "Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur" isimli kitapta; "hastalığı ve iyileşmeyi yeniden detaylı bir şekilde ele alıyorlar." Thorwald "hastalık belirtisine kızmak ve belirtileri ortadan kaldırmaya çalışmak yerine; derinlere bakarak belirtilerin neye işaret ettiğini anlamayı öğrenmeliyiz" diyor.
Modern tıp, ilaçlar aracılığıyla çoğunlukla belirtileri ortadan kaldırmaya çalışır. Bu nedenle o ilaçları her gün almanızı söylerler. Her gün o belirtiler ortadan kalksın diye. Ama o "hastalığı" yaratan sebep, kaynak orada öyle durmaktadır. Kanser ameliyatlarında kanserli bölüm temizlenir ama o kişinin içinde kendini kanser yapacak kadar büyük derin bir öfke var olmaya devam ettikçe kanser yeniden ortaya çıkabilir.
Tıbbi ilaçlar başlı başına bir inceleme konusu. Yan etkileri ortaya çıktıkça aldığınıza pişman olabilirsiniz. Güya bedeninizin bir bölümünü iyileştirmek için verilmiştir ama bir başka bölüme zarar verebilir. Bir doktora gittiğinizde size ilaç yazmazsa sanki görevini eksik yapacak gibidir. "Tek doğru bu, başka çare yok" diye düşünen çok sayıda insan ömrü boyunca, ne olduğunu bilmediği bir çoğu gereksiz ilaçla bedenini dolduruyor. Bir çok insanın bedeni de evleri de ilaç çöplüğü olmuş durumda.
TUZAKLARA DİKKAT
Sizlerin de dikkatini çekmeye başlamıştır; özel hastaneler ve ilaç firmaları boy boy reklam veriyorlar. Reklamlarında yeni bir hastalığın reklamını yapıyorlar. Uyarıcı niteliği taşıyor gibi görünen bu ilanlar okuyan kişide rahatlıkla "bir doktora görünsem iyi olur" etkisi uyandırabilir. Bu tür reklamların suni hastalık yaratma potansiyeli çok yüksek.
En son dikkatimi çeken bir göz hastanesinin ilanı idi. "Bu resme bakın, şunlar şunlar oluyorsa en yakın zamanda bir göz doktoruna danışın". Bu ilana bakan çoğu insanın "kesin gözlerim bozuk, doktora gitmeliyim" diye aklından geçirdiğini tahmin ediyorum.
Bu tür reklamlar izleyen kişiyi sağlığı konusunda paranoyak yapabilir.
Bu konuda Ray Moynihan ve Alan Cassels'in ortaklaşa yazdığı "Satılık Hastalıklar" isimli kitabı da okumanızı öneriyorum. Bu kitapta da "ilaç devlerinin hepimizi hasta etmek ve sağlıklı insana da ilaç satmak" planlarına ayrıntılı bir şekilde yer veriliyor.
Insan evladı var olduğundan beri tüm kadınların "doğal" bir süreç olarak yaşadığı menopoz bir süredir "tedavi edilmesi gereken bir hastalık" olarak tanımlanmış durumda. Buna benzer bazı doğal süreçlerin hastalık olarak tanımlanıp pazarlandığını, ilaç firmaları ile ünlü isimlerin bu konuda nasıl işbirliği yaptığını örneklerle bu kitaptan okuyabiliyoruz.
Doktor Robert Mendelsohn "Aykırı Bir Doktorun İtirafları" adlı kitabında modern tıbba eleştirel bir gözle "içeriden" bakıyor. Mendelsohn bu kitabında teşhis amaçlı yaptırılan röntgen uygulamalarının bedene verdiği zararlardan, ilaç şirketleri ile doktorların arasındaki pazarlama ilişkisindeki yozlaşmadan, gereksiz yapılan ameliyatların yol açtığı durumlardan bahsediyor.
Okudukça modern tıbbın gerçek yüzünü görmek mümkün oluyor.
Hiç birimizin bedeni mükemmel değil. Ne zaman tahlil yaptırsak bedenimizde "normal" değerlerin dışında görünen bir şey olabilir. Ki bu normal değerlerine tıp çevreleri karar veriyor ve zaman içinde "ay pardon burada yanlışlık yapmışız aslında normal buymuş" da diyebiliyorlar. Bir değerin "normal" sınırlar dışında çıkmış olması illaki tıbbi tedavi gerektiren bir durum olmayabilir. Şüphesiz modern tıbbın gerekli müdahalelerini göz ardı etmek yanlış olur. Her ne kadar o hastalığın psikolojik anlamı kavransa da tıbbi müdahalenin iyileşme için şart olduğu durumlar da olabiliyor. Özellikle çocuklara yönelik bazı tıbbi müdahaleler, kaza, yaralanma gibi durumlarda cerrahi müdahale tek çözüm olabiliyor.
Bize düşen bedenimizle iletişimde olarak mesajlarını anlamaya çalışmak. Bedenimize saygı ve sevgiyle davranmak-beslemek. Içimize dönerek nelerin yolunda gitmediğini kavramak.
Farkına varmak, değişim yaratmak için gereken ilk adım olduğuna göre önce kavrayarak ardından neyi-nasıl farklı yaparsak ihtiyacımız olan değişimin gerçekleşebileceğini anlayabiliriz.
Sevgi ve şükranla
|