RADIANCED DANIŞMANLIK & EĞİTİM







BEN ÇOCUKKEN.....

 

Diba Ayten Yılmaz - 9 Mayıs 2008

Genellikle çocukluğumuzu çabuk unutmak eğilimindeyiz; oysa bu dönem şimdiki hayatımızın en önemli temelini oluşturuyor. Fiziksel-bedensel yaş olarak büyüyoruz oysa duygusal olarak çocuklukta yara aldığımız yaşta kalabiliyoruz.

Anne-babanın aptal bulduğu bir çocuk, 35 yaşına da gelse, iş hayatında çok başarılı da olsa kendini aptal bulmaya devam ediyor. Nazar değmesin diye “benim çirkin kızım” diye sevilen kız çocukları, yetişkinlikte de kendilerini çirkin bulmaya devam ediyorlar. Cinselliğin çok ayıp, kirli bir şey olduğu inancıyla büyütülen çocuklar, yetişkinlikte sağlıklı bir cinsel beraberlik oluşturmakta çok zorlanıyorlar.

Biz bedensel olarak büyüdükçe içimizdeki O yaralı çocuk bizim adımıza hayatımızı belirleyecek önemli kararlar alabiliyor.

Çoğunlukla geçmişi yeniden deneyimler ve hayatın ilerleyen yıllarında benzer aile dinamiklerini kendi yetişkin ilişkilerimizde yeniden yaratmaya başlarız. Babalarıyla ortak yanları olan erkeklerle evlenen kadınlar ve anneleriyle ortak yanları olan kadınlarla evlenen erkekler gibi.

Çocukluğunda babasından sevgi görmeyen bir kız çocuğu, kendisini sevecek bir erkek ararken; çocukluktan beri ihtiyaç duyduğu sevgiyi ona vermeyen eşler bulabiliyor. Çocuklukta oluşan kalıpları (paternleri) ileri yaşlarda da tekrarlama eğilimindeyiz.

Anne karnına düştüğümüz andan itibaren algılarımız çok açık ve çevremizde olan biten her şeyi algılıyoruz. Ebeveynler “bebek anlamaz” diye düşünürlerken bebek her şeyi algılıyor. Anne babasının sadece kavgalarını duymakla kalmıyor aralarındaki gerilimi de algılıyor. Eğer ebeveynler arasındaki gerilim çocuklarla ilgili ise çocuk olumsuz sonuçlar çıkarıyor. Ve bu sonuçlar doğrultusunda suçluluk, kızgınlık, acı gibi yakıcı ve yıkıcı duygular taşıyabiliyor.

O kızgın çocuğu bir yerlerde unutuyoruz ve iletişimi koparıyoruz.
Eğer istenmeyen bir çocuk olarak doğmuş ise bebek her şeyi anlıyor, kimin kendisini hangi sebeple istememiş olduğunu da ayırt ediyor. Çocukken babasından sevgi görmeyen bir çocuk yetişkin olduğunda babası hastalanınca O'na bakmayabiliyor, çünkü kendince intikam alırcasına, “sen bana bakmadın ben de sana bakmayacağım” diyebiliyor. Daha 3-4 aylık bir bebek anne-babası kavga ederlerken “keşke gelmeseydim” diyebiliyor. Tüm fiziksel ihtiyaçları karşılandığı halde ağlayan bebekler, evdeki gerilimi, sevgisizliği hissediyor olabiliyor. Minicik bir bebek gerçek sevgiyi, sevgisiz bir kucaklamadan ayırt edebiliyor.

Ebeveynler çocuklarına neler yaptıklarının farkında olmuyorlar ama çocuklar son derece ayrıntılı bir şekilde her şeyin farkında oluyorlar.  Çocukken annesinin hiç sevgi göstermediği bir kız çocuğu şimdi yetişkin bir kadın iken annesinin kendisiyle vakit geçirme isteğine kızabiliyor. Çünkü “benim senin ilgine çocukken ihtiyacım vardı, vermedin, şimdi sen benim ilgimi istiyorsun, ben de şimdi seninle ilgilenmek istemiyorum” diye düşünebiliyor.

Çocukluğumuz boyunca, çevremizden binlerce milyonlarca mesaj alırız. Tahmin edeceğiniz üzere, çoğunluğu korku-tehdit-sınırlama olan mesajlar. Ve bu mesajlar yoluyla türlü çeşitli kalıplar oluştururuz. Oysa yetişkin olmaya doğru yol aldıkça o kalıplar işe yaramamaya başlar.

Ve bir çocuk için dünyaya ilişkin ilk algılar önce ailede oluştuğu için ailemizin bize verdiği mesajları içselleştirmek eğilimindeyiz. Bu mesajlar tüm hayatımızın zeminini oluşturur tıpkı evin temeline dökülen beton gibi. Çocukken kendimiz hakkında öğrendiğimiz şeyler, bir yetişkin olarak kendimize ilişkin algımızı da belirlememize hizmet eder. Bilinçli zihnimizde bu kayda alınmış algıların farkında değilken tüm yetişkinliğimiz boyunca bunların etkisi altında kalırız. Ve ne yazık ki “bütünüyle gerçek” sandığımız bu kalıplar işlev bozukluğuna ve yoğun acılara sebep olabiliyor.

Ebeveynlerin hiç  önemsemediği bir olayın çocuk için nasıl bir travmaya dönüşebileceğine bir örnek. Henüz 1,5-2 yaşında olan kız çocuğu, babası işten eve döndüğünde O'nu kapıda karşılıyor ve babasının ceketini çekiştirerek kendisini kucaklamasını istiyor. Baba üstünü çıkarmaya uğraşırken sabırsızlanan çocuk babasına “beni kucağına alsana” diye bağırıyor. Bunu duyan anne “babayla yüksek sesle konuşulmaz” diyor. O anda çocuğun iç dünyasındaki incinme ve kırılma küskünlüğe dönüşüyor. Akşam yemeğinde de çocuk küskün yemeğini yemezken O'na “yemeğini bitir” diye bağıran ebeveynler kendilerince çocuğu terbiye ediyorlar ama çocuğun içindeki incinmeyle oluşan duygusal duvarın farkında değiller. Şu anda 53 yaşında olan bu kadın hala babasına tepkili. Ve O'na duyduğu kızgınlığı yüksek sesle dile getiremediği gibi çocuklukta alamadığı o sevginin ve kucaklamanın eksikliğini hala hissediyor.

Bir çok yetişkin geçmişte yaptıkları bazı şeyleri hatırlamıyorlar. Çocuklarına hatalı davranan ebeveynler çocuklarına ne yaptıklarını biliyorlar ama çocuklar büyüyüp kendileri yaşlandıkça bunları hatırlamak onlara acı geliyor. Geçmişine yabancılaşan ebeveynler, çocukları geçmişteki hatalarını hatırlatınca “hayır, o ben değilim, ben yapmadım” diyerek inkar edebiliyorlar. Çünkü hatırladıkları şeyler onlara hiç iyi gelmiyor.

Çocukluk kalıplarımızı kırmadığımız müddetçe tekrarlamaya devam ederiz.
Olgunlaşmak ve daha sağlıklı kararlar almak için çocukluğumuza yönelik çalışma yapmamızda fayda var.  Ancak o kalıpları kırmayı başarınca yeni algı ve yaşayış modelleri oluşturabiliriz. Çocukluk kalıplarımızı kırıp, yaralarımızı iyileştirmeye yönelik çalıştıkça, özgürleşmeye ve özgün yanlarımızı da ortaya çıkarmaya başlıyoruz. Bunların yerine daha yapıcı, pozitif bir “kendini algılayış ve gerçekleştirme” yerleştirebiliriz.

Kendi gerçekleriyle yüzleşmeyi kabul etmeyen birinin sorunlarını çözmesi neredeyse imkansız.

Kendine, çocukluğuna cesaret ve dürüstlükle bakmayı başaran, çocukluk anılarıyla yüzleşmeye gönüllü olanlar, çalışmadaki çözülmeler ve bırakışların ardından müthiş rahatlama, hafifleme ve ilişkilerinde gözle görülür farklar deneyimliyorlar. Ve böylece hem kendileriyle olan ilişkileri hem ebeveynleriyle olan ilişkilerinde devrim sayılabilecek sonuçlara ulaşıyorlar, hem de tüm çevreleriyle olan ilişkileri ve tabii kendi çocukları varsa onlarla ilişkileri de olumlu yönde değişiyor.

Annesinin yanındayken çok rahatsız, tahammülsüz olan, uzun süre onunla kalamayan genç kadın, çocukluğuna yönelik regresyon çalışmasından sonra bugün, annesine yönelik içini büyük bir sevgi ve şefkat kapladığını ve “daha büyük bir yerim olsa O da yanımda kalsa” diye düşündüğünü söylüyor!

Geçmişin izlerinin, etkilerinin bizi bugün yönetmesine son vermek için geçmişe dönüp bakmakta ve orada yarım kalan işleri tamamlamamızda fayda var. Böylece hafifliyor, daha esnekleşiyoruz ve şimdiki an'ın gerçekliğini özgür irademizle oluşturmak kolaylaşıyor.

Sevgi ve şükranla!

 
COPYRIGHT © 2006 RADIANCED.COM ALL RIGHTS RESERVED / WEB DESIGN BY DiBA