RADIANCED DANIŞMANLIK & EĞİTİM







DEĞİŞİM DİRENCİ

Diba Ayten Yılmaz - 6 Temmuz 2008

Bir an durup kendimize soralım,hayata nasıl bakıyoruz, hangi çerçeveden algılıyoruz, nasıl yaşıyoruz? Bir günü nasıl geçiriyoruz; bezgin, yorgun mu, kızgın mı, huzurlu ve dingin mi yoksa dışarıya karşı kendinden emin, güçlü görünmeye çalışarak mı geçiriyoruz?
Buna en kolay yanıt verme yollarından biri, beklenmedik bir anda aynaya bakmak, tabii en doğal halimizle! Kimseye hoş görünmeye çalışmadan, olduğumuz gibi.

Hayatı, ego eksenli yaşamak da mümkün, varoluşu bir gelişim fırsatı olarak gören ruhumuzun penceresinden bakarak da!

Acı çekmekten kaçınmak, sadece insanlarda değil, hemen tüm canlılarda olan, en doğal savunma mekanizmalarından biri. Lakin bazı durumlarda acıyla aramıza bir duvar örüyoruz, bu duvarla acıyı "kapatmaya-unutmaya" çalışıyoruz. O duvar bizi sadece acılardan ayırmıyor aynı zamanda hayatın keyfinden de ayırıyor. Bölünmüşlük yaşamamıza sebep oluyor. Duygularımızı kapatmayı seçtiğimiz o an, kendimize-öz'ümüze de kapanıyoruz, gerçeği inkar ediyoruz ve asıl inkar ettiğimiz kendi gerçekliğimiz oluyor. Oysa sahip olduğumuz en gerçek şey yine kendimiz. Tabii "kendimiz" dediğimiz gerçeklik de oldukça komplike bir tanım, bir çok küçük ve büyük ölçekli tanımı içeriyor. Kısacası her birimiz, tüm boyutlarıyla algılamanın pek de mümkün olmadığı özel bir sistem'iz.

Hayatında bir şeylerin yolunda gitmeyişinin sebebini hep dışarıda aramak, başkalarını suçlamak, hayata öfke-kızgınlık dolu gözlerle bakmak, içerlemiş, içine kapanmış, umutsuz ve inançsız olmak. Bunların tümü, o kişinin ruhuyla bağlantısız ve korkularının içine kendini hapsetmiş olduğunu anlatabiliyor.

Son yıllarda ruhsal konulara artan ilgiyle, bir çok insan kendi ruhsallığını keşfe çıkıyor.  Ruhsal değişim derin seviyede gerçekleştiği için yolda değişim direnci de ortaya çıkabiliyor. Bazen kişi var olan yeni bir durumu kabul etmekte zorlanınca değişime karşı direnç oluşabiliyor ve kişi tekrar başa dönebiliyor.

Ruhsal yolda ilerlerken kendimize ilişkin farkındalığımız arttıkça egomuzun hoşuna gitmeyen şeyleri de fark edebiliriz. İşte böyle durumlarda egomuz hemen devreye girip “ben bu yeni farkındalıktan hoşlanmadım” diyebilir. Ve o konuda ruhsal ilerlememizi engellemeye, durdurmaya sebep olabilir.  “Var olan, alışılmış sistem iyiydi” diyebilir kişi. Oysa her yeni farkındalık ilk başta hoşumuza gitmese de bize ruhsal gelişim fırsatı sunar. Fark ettiğimiz durumlar, farkında olmadığımız bir yanımızı görmek, yanlış işlere-ilişkilere  karışmış olmak, bizi ruhsal olarak doyurmayan bir işi sürdürüyor olmak, sevgisiz bir evliliği sürdürmek gibi türlü çeşitli şey olabilir.

Hoşumuza gitmeyen bir durumu fark ettiğimizde, buna kızıp kaçmak yerine o durumu nasıl değiştirebileceğimize odaklanmak çözüm getirir. Yoksa şikayet edip, söylenerek, etrafı, dünyayı hatta Tanrı'yı suçlayarak aynı noktada kalıp hiç gelişmeden bir hayat sürdürülebilir. Milyonlarca insan zaten bunu yapıyor. Var olan durum bizi mutlu ediyor olsa zaten değiştirmek durumunda olmayız. Ama artık işimize yaramayan, bizi mutlu etmeyen, geçmişte öğrenilmiş bir durumu, alışkanlığı sürdürmek kendimizi sabote etmek ve engellemek anlamına geliyor. Hayatı dar kalıplar içinde sıkışmış ve “bitse de kurtulsam” diye yaşamak da bir seçim; keyifle öğrenerek ve gelişerek yaşamak da yine bizim seçimimiz!

Hayatımızda gerçekleşen durumları her birimiz farklı bir şekilde hafızaya kaydediyoruz. Ve bu durum bir sonraki durumu algılayışımızı ve değerlendirişimizi de etkiliyor, şekillendirebiliyor.
İnsanlık deneyimine ruhsal açıdan bakmayı başarınca bir çok duruma-kişiye verdiğimiz, yüklediğimiz anlamların da değiştiğini görebiliriz. Ruhsal bakış, "ben bu kişiden, bu durumdan ne öğrenebilirim, bu durum benim gelişimime nasıl bir katkıda bulunur" diye sormaktır. Ruhsal boyuttan bakınca insanlık deneyimi içindeki zorluklar, acılar, sıkıntılar bizim ruhsal gelişim yolumuzda önemli bir aşamayı gösterebilir ve yüksek plan dahilinde çok anlamlı olabilir.

Hayatın içinde direnç göstermek; ayağımız frene basar iken arabanın hızlanıp yol almasını beklemek gibi nafile bir çaba. Direnci kırmanın ilk adımı, kendimizi anlayış ve sevgiyle kabul etmek. Kendimize ilişkin hoşumuza gitmeyen şeyleri önce kabul ederek değişim yoluna girebiliyoruz. Varlığını reddettiğimiz bir durumu değiştiremeyiz ki! Eğer o durum bizi çok rahatsız ediyor ve değiştirmek istiyorsak öncelikle bu durumun nasıl oluştuğunu anlayarak nasıl değiştirebileceğimize odaklanabiliriz.

Ruhsal Rehberlerimizden çoğu zaman gelen mesajlar “daha esnek olarak, olayları akışına bırakmamız” yönünde. “Ruhsal yanımıza direnç göstermeye son verip olayları akışına bıraktığımızda yol bizi zaten doğru yere ulaştırır.”

“Sen yürümeye devam ettikçe yol gidecek. Yeter ki inancını yüreğinde hisset!”

Sevgi ve şükranla,

 
COPYRIGHT © 2006 RADIANCED.COM ALL RIGHTS RESERVED / WEB DESIGN BY DiBA