|
EGO'M BENİM !
Diba Ayten Yılmaz (21.11.2006)
Taktığın maskeyi sen sanmak,
giydiğin giysi olmak!
Giysinin altındaki bedeni unutmak,
maskenin ardındaki yüze yabancılaşmak!
Yaptığım bir şey hoşuma gitmemiş ve "niye bunu şöyle değil de böyle yaptım" diye suratımı asmış kendime kızıyordum.
Bir anda ruhsal rehberim sordu :
"ego'n sen misin?"
Bu soruyla anladım ki kendime kızan yanım ego'mdu. Yanlış yapmaktan hele eleştirilmekten hiç hoşlanmayan ego'm. Rehberimin bu sorusuyla, aniden önüme bir duvar çıkmışçasına sarsılıp durdum ve o anda kendime niye kızdığımı da unuttum!
Ve cevap kaçınılmazdı.
"Ben" sanıyormuşum!
Hani ego'dan kurtulmaya çalışıyordum? Hani ego'm beni engelliyordu?
"Madem engelliyordu niçin o engelin ortadan kalkıyor oluşuna üzülüyorsun?"
Ego'mla derdim ne? Niçin ondan kurtulmaya çalışıyorum?
Yıllar önce öze dönüş yolculuğuna çıkarken çok belirgin olarak egomun beni engellediğini fark etmeye başlamıştım.
Ego, benim tanımıma göre; acıdan korunmak, kaçınmak için benliğimizle gerçekliğin arasına ördüğümüz duvar.
Çoğunlukla da çocuklukta, duygusal, fiziksel acı çekerken o acıyla baş edemeyip
"hayır bu acı yoktur, acıya sebep olan da yoktur"
dediğimiz anlarda duvarı örmeye başlıyoruz.
Öylesine o duvar oluyoruz ki zamanla, onu niçin ördüğümüzü ve ardında ne olduğunu unutuyoruz.
Ego, tıpkı kendini yalnız ve terk edilmiş olarak "algılayan" bir çocuk gibi "ben"den uzaklaşıp kendini yalıtıyor.
Ben-sen diye ayırarak bölünmüşlüğü yaratıp, kendini O'ndan ayrı- kopuk sanarak içerlemeye başlıyor.
Ve birey bu sefer de gerçek benliğinden ayrılmış olmanın acısını çekmeye başlar.
Gerçek benliğinden ayrılmış olmak tıpkı "ana beslenme" kaynağından kopuk olmak gibi.
O anda birey kendini cezalandırdığının farkında değildir.
Öfkeli ve kızgındır.
Fiziki olarak büyürüz evet ama çocukluğumuzda en büyük incinmemizin olduğu yaştaki "yaralı çocuk" içimizde çırpınır durur.
Ve "içimizde olanı dışarıya yansıtıyor" olduğumuz için de doğal olarak bu öfke ve kızgınlık evrenden kişinin kendisine geri yansır.
Ve sormaya başlarız "niçin hayatımda bunlar oluyor" diye.
Ego gerçekliğin basitliğini ters yüz eder, karışıklık yaratır.
Gerçek basittir.
Gerçekliği olduğu gibi "basitçe" kabul etmeyiş karışıklığa yol açıyor.
Kendi gerçekliğimizi kabul etmediğimiz her an ego devrededir.
EGO ÖRTBAS EDER!
Gözünü kapatmak, uykuya kaçmak, zihnini TV ile oyalamak, türlü çeşitli bağımlılıklarla (içki-uyuşturucu-seks-alış veriş) kendini oyalamak.
İçerden yükselen mesajları duymaktan kaçınmak için dışsal olanla oyalanırız.
"Olmak" değil "yapmak "peşine düşeriz. Eylemlerimizle, görünüşümüzle kendimizi değerli hissetmeye çalışırız.
Bunların hiçbiri içerdeki devi küçültmüyor. Tam tersi ona kendini ifade şansı tanımazsan daha da çok büyümeye yer kaplamaya ve sana daha çok rahatsızlık vermeye devam ediyor.
Karanlık bir yere kilitlenmiş biri gibi kapıyı yumruklayıp duruyor. Ta ki sen kapıyı aralayana ve içeriye ışık girmesine izin verene kadar.
Kapıyı aralamak korkularının farkına varmak demek, içeriye ışık tutmak ise kendine karşı daha anlayışlı ve sevgi dolu olmak.
EGO İKİLEM YARATIR
Bir yandan "sen değerli değilsin bir hiçsin" derken bir yandan da, dışarıdan en küçük bir eleştiri geldiğinde egon hemen "sen kim oluyorsun da bana bunu söylüyorsun, ben önemli ve farklıyım" diye savunmaya geçer.
Ama "sen çok değerlisin, biriciksin, Tanrı seni sevgiyle yarattı" mesajını aldığında panikle
"hayır, hayır, böyle bir şey yok! Kim ben mi değerliyim?" diye parazit yapmaya başlar.
Çünkü egon bilir ki, ruhsal öz'ün büyüyüp genişledikçe, daha çok yer kapladıkça kendisine yer kalmayacaktır.
Basitçe, yerini ve gücünü korumaya çalışıyordur.
Yani sen onu yaratmışsındır ama o artık senin "ben"liğinin dışında sana karşı mücadele ediyordur.
Rehberim bana "ego'nu savunmaya, korumaya çalışırken öz'ünden uzaklaşıyorsun" mesajını verdi.
Evet, ego "korku"yla yapılanır, duvarın arkasında sadece korku var.
Öz'ümüz ise Tanrısal benliğimiz yani "ilahi sevgi".
Hayatını gözden geçirince egonun izlerini yakalayabilirsin. Özel hayatında, ilişkilerinde, iş hayatında hangi kaynaktan güç alıyorsun; korkuların mı seni yönlendiriyor yoksa sevgiyle mi yol alıyorsun?
Hayatının önemli aşamalarında sevgi mi yoksa korku mu kararlarını belirliyor?
Korkunun tek bir ilacı var "sevgi"!
Ve bana göre Tanrı 'nın nihai öğretisi de "koşulsuz sevgi".
Var olan her şeyi sevmek!
Iyi ama nasıl?
KOŞULSUZ SEVGİ
Koşulsuz sevgiye ulaşmanın ilk adımı, kendimizi tüm yönlerimizle görüp, olduğumuz gibi kabul etmek ve önce kendimizi koşulsuz sevmek.
"Koşul"lar koyuyoruz önce kendimize sonra başkalarına.
"Bak iyi kız olursan seni severler"
"sakın şimdi duygularını belli etme yoksa kimse seni sevmez" diyerek bize ait olanı ifade etmeyi kendimize yasaklıyoruz.
Korkunun sevgiyle olan ilişkisi nasıl belli oluyor değil mi?
"Yeterince sevgi almayabilirim" korkusuyla "öz"ümüzden uzaklaşıyor ve "biricik"liğimizi de gölgelemiş oluyoruz.
"Kötü-yanlış" diye tanımlanan, "ayıp"lanan yönlerimizle birlikte kendimizi kabul etmeye başladığımızda, hata yapma iznini kendimize vermeye başlıyoruz.
Işte ruhsal dönüşüme giden yola da böyle çıkıyoruz.
Ancak varlığını kabul ettiğimiz bir şeyi değiştirebiliyoruz.
Bu nedenle bir çok insan değişmekte, hayatında olumlu değişiklikler yapmakta zorlanıyor, çünkü kendi gerçekliğini "ego direnci" sebebiyle görmezlikten geliyor.
Kendini olduğu gibi tüm yönleriyle görmeye ve kabul etmeye başlayan birey istemediği, hoşuna gitmeyen şeyleri de değiştirmeye, dönüştürmeye başlıyor.
İçindeki karşıt kutuplara kalbini açan birey, kendi içinde huzur ve barışı sağlamaya başlar ve çevresine de doğal olarak anlayış ve sevgi yayar.
Kendini bütünüyle olduğu gibi tüm yönleriyle kabul eden ve seven birey tüm insanlığa da aynı hediyeyi sunabilir.
"Sen saf sevgisin, hatırla" diyor rehberim!
Hepimiz öz benliğimizi Tanrısal İrade ile uyumlu olarak ifade etmeyi öğrenmek ve sevmek için buradayız.
Cesaretle korkularını keşfedebilir ve sevgiyle onları "seni güçlendiren duyarlılıklara" dönüştürebilirsin!
Sevgi ve şükranla!
GERi
|