RADIANCED DANIŞMANLIK & EĞİTİM







GANJ'DAN BUDA'YA HİNDİSTAN

Diba Ayten Yılmaz        1 Mart 2008

Bu yazıyı yazmaya 21 Şubat'ta Hindistan'da başladım ve yine orada bitirdim.
Aylar öncesinden Hindistan'a gelme isteğiyle dolmuştum. 20 Şubat akşamı önce İstanbul'dan Delhi'ye uçtuk. Bir kaç saat havaalanında bekledikten sonra Varanasi uçağına bindik. Uçaktan iner inmez o tanıdık tatlı, ılık hava yüzümüze vurdu. Otele doğru giderken tıpkı 2 yıl önce Delhi'de gördüğümüzgibi sokakta yaşayan, her tür ihtiyacını sokakta karşılayan insanlar, keçiler, inekler ve köpekler yanyana yaşıyorlar. Varanasi Şiva'nın şehri olarak biliniyor ve Hindular için Hac merkezi. Adına yakışır şekilde Varanasi'de adım başı minik, büyük tapınaklar ve her yerde Şiva'nın posterleri, duvar resimleri ve heykelleri görünüyor.

Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra etrafı dolaşmaya çıktık. Anında "rigsaw" adı verilen 3 tekerlekli bisikletli taşıma araçları her yandan sardılar bizi. Neye uğradığımızı şaşırıp su alıp geri döndük. Ertesi gün İrlandalı arkadaşımız Cathriona da Varanasi'ye geldi. O gelince turist rehberimiz Rajiv'le birlikte kısa bir tur yaptık. Kısa tur dediysem özel bir turdu; yüzlerce insan, onlarca bisiklet ve rigsaw'un onlarca köpek, inek ve keçiyle birlikte aynı yolda, aynı anda hareket ettiğini gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Orada olmadıkça tasarlaması zor bir görüntü, tamamen hepsi içiçe geçmiş yüzlerce canlı farklı yönlere doğru hareket ediyor! Doğal olarak neredeyse hepsi birbirine çarpma noktasına kıl payı geliyor, tabii bazen de çarpıyor. O kadar karmaşaya rağmen bir tane bile sinirli insan görmedim. Bu durum onlar için  normal!

Arabadan inip Ganj nehrine doğru ilerlerken, Rajiv rigsaw'lara binelim dedi, olur dedik. İncecik bir adam 2 kişiyi nasıl taşıyor hem hayret ederek hem adama üzülerek 5 dakika yol aldık. Rigsaw'dan indikten sonra yüzlerce insanla birlikte Ganj'ın kıyısındaki merdivenlere "Ghat"lara ulaştık. Güneş batmak üzereydi ve Hindu gençler "gün batımı töreni" için hazırlanıyorlardı. Oradaki bir tapınak tören esnasında ücretsiz yemek dağıtıyordu.
Yüzlerce Hintli ve yüzlerce turist merdivenlere oturmuş töreni bekliyordu. Sonunda törene başladılar; asağıdaki fotoğraf bu törenden bir sahne.

Altı genç adam, 6 ayrı platformda önce mantra söylediler ellerinde mumlar ve çanlarla. Etrafta binlerce sivrisinek olmasına rağmen, o yoğun tütsü dumanı ve çanlar, davullar ve mantra; büyüleyici, gerçek dışı bir atmosfer oluşturuyordu. O anda, buradaki zor fiziksel koşulları yaşayan insanların hayata tutunmasının en önemli sebebinin Tanrı inancı olduğunu hissettim.
Törenden sonra otele doğru yola çıktık ve bu sefer yürüyerek arabaya ulaşalım dedik. Şimdi bu kalabalığın içinde yaya olarak yer alıyorduk, nereden ne geleceği belli olmadığı için arabaya ulaşmak heyecanlı bir macera gibi oldu. Yolda gördüğümüz gürültülü ve rengarenk düğün kafilesi meğer bizim otele geliyormuş. Aşağıdaki fotoğrafta beyaz atıyla otele kadar gelen zengin Hintli damadı düğün töreni için salona girerken görüyoruz.

Ertesi sabah 5'de kalktık, bu sefer de gün doğmadan yine Ganj'da kayık turu yapmak üzere yola çıktık. Yine yüzlerce insan belli ki bir çoğu sokakta uyumuş ve kalkmış yine Ganj'a gidiyorlardı. Hindistan meyve-sebze cenneti ve sokaklarda adım başı meyve sebze satan insanlar var. Ve tabii onlarca tezgahta türlü çeşitli yemekler pişiyor. Onlardan alıp yemeye cesaret edemediğimizi tahmin etmişsinizdir.

Ganj'a inen merdivenlerde sırayla dizilmiş yaşlı kadın ve erkekler var, ellerindeki taslarla gelen geçenden bir şeyler istiyorlar. Bir çok Hintli onlara para değil, avuç avuç pirinç gibi tahıllar veriyor. Hindistan'ın, insanın "görüntüye aldanma" sınavından geçtiği bir yer olduğunu hissediyorum. Yolda, sokakta yaşadıkları anlaşılan toprağa oturmuş bir ailede, çok yaşlı bir kadının, minicik bir çocuğun kulağına bir şeyler söylediğini gördüm. Kimbilir belki de çok önemli hayat dersleri anlatıyor "Tanrı var, bunu hep hatırla" diyordu!
Hindular, Karma ve yeniden doğuşa inandıkları için yaşadıkları bu koşulların, herşeyin karmik bir sebebi, anlamı olduğunu düşünüyorlar ve bu onların dayanmasını ve sabretmesini de kolaylaştırıyor anlaşılan.
Sabah serinliğini kayığa binince daha çok hissettik. Sis dolayısıyla Ganj ve çevresi daha da mistik bir hal almıştı. Yüzlerce turist kayıklara binmiş, henüz gün doğmadan o soğukta Ganj'da yıkanan insanları ve kıyıdaki tapınakları izliyorduk.  Varanasi'de yaşayan yüzlerce maymun var. Maymunların yoğunlaştığı bazı tapınaklar da var. İnsanlarla birlikte yaşıyorlar. Ganj'ı gezerken onlarcasını gördük, o tapınak senin, bu tapınak benim; en hızlı Japon turistlerden bile daha çok hız yapıyorlardı!

Rajiv "Ganj'ın suyu ılık ama o suya girip çıkınca hissedilen soğuğun çok sıkı" olduğunu söyledi. Gerçekten çok ılık bir suydu ve özellikle kıyılarda pek temiz görünmüyordu. Ganj'da yıkanan Hindular sanki bizi görmüyor gibiydiler, kendi alemlerine dalmışlardı. Maymunların dışında kocaman kuşları farkettim, Rajiv onların kartal olduğunu söyledi. Kartallar hep yüksek dağlık bölgelerde yaşarlar ama kanat ve uçuş stilleri onların kartal olduğunu gösteriyordu. Insanlara çok yakın bir şekilde uçuyor ve yaşıyorlar burada.

Ganj'ın bizim gezdiğimiz yerlerinde, bir bölümü çamaşırhane olarak kullanılıyor. Yani bazı insanlar parayla çamaşırlarını orada yıkattırıyorlar. Adamlar Ganj'a daldırıp çıkarttıkları giysileri taşlara vurarak temizliyor, sonra oradaki basamaklarda kurutuyorlar. Bir başka bölümde ise ölüler yakılıyor. Hindu kast sisteminde en altta yer alan "dokunulmazlar" ölüleri yakıyorlar ve külleri ölenin yakınlarına veriyorlar. Onlar da külleri Ganj'a akıtıyorlar. Ganj'ın kıyısında aynı zamanda "dokunulmazlar"ın şefinin "kalesi"ni de gördük. Rajiv "tahmin edersiniz ki çok zengin bir adam,tüm diğer dokunulmazlar O'na bağlı çalışıyor" dedi. Hindistan'daki zıtlıklar ve yanıltıcı  durumlara bir örnekti bu da. 
Güneş sislerin arasından turuncu bir portakal gibi yavaş yavaş yükseldi.

ıkanmalarının sebebi de ruhsal arınma! Dünyanın hangi ülkeriliyor diye düşündüm.

Kayıktan inince daracık sokaklarda yürüyerek Hindu tapınağa doğru ilerlemeye başladık. Hindularla Müslümanlar arasında hala gerilim olduğu için o tapınağa onlarca polisten sonra yaklaşmak mümkün. Ve sadece Hindular tapınağın içine girebiliyor. O belki bir metre genişliğindeki sokaklarda okula giden öğrenciler, yerde uyuyan adamlar, köpekler ve tuvaletini oraya yapanlar, hepsinin arasından geçerek yola devam ettik. Biz turistler için acayip olan herşey onların doğal yaşama alanı ve inanılmaz sakin görünüyorlar. Belki biliyorsunuzdur, Hindistan'ının turistik tanıtım sloganı "incredible India" yani "inanılmaz Hindistan". Evet bu sözcük, orada bulunduğumuz süre boyunca onlarca kez kendiliğinden ağzımızdan çıktı!

Hindistan'da özellikle Varanasi'de görüntüye aldanmak çok kolay. Buraya gelmeden önce arayan bir arkadaş daha önce Varanasi'ye geldiğini ve görülecek bir şey olmadığını, insanların burada ölmeyi beklediğini söyledi. Belli ki aklında sadece bunlar kalmış, yani görüntüye aldanmış görünenin ötesini algılayamamıştı. Buraya gelen binlerce turistin bunu yaşadığını tahmin etmek zor değil. Tıpkı medyada, çok zengin insanların şaşaalı hayatlarını görüp, onların çok mutlu ve iyi durumda olduklarını sanmakla eşdeğer bir yanılma bu.

Ganj kıyılarından uzaklaşıp Varanasi'deki Benares Üniversitesi kampüsüne girdik. Oldukça düzgün, bakımlı bir yer ve Bilimsel Araştırmalarla birlikte Ayurvedic ve Yoga Okulunu da içeren bir üniversite . Ve kampüsün içindeki en önemli çekim merkezi Şiva tapınağı diye anılan Vishwanath Tapınağına geldik. Aşağıdaki fotoğrafta bu tapınağın giriş kapısındayız.

Her tarafında pencere ve kapılar açık olduğu için, çok havadar olan tapınağın içindeki enerjiyi sadece orada bulunarak hissetmek mümkün! Evet, gerçekten Şiva'nın oldukça yüksek bir enerjisinin orada olduğunu ve oraya gelen herkese mesaj ilettiğini algıladım! Kişi algılasın algılamasın Şiva oraya gelen herkese ulaşıyor diye hissettim. Orada bulunuş benim için çok özel bir deneyime dönüştü ama Rajiv dışarıda bizi bekliyor diye aceleyle çıkmak durumunda kaldık. Tabii ertesi gün oraya tekrar gitmeye karar verdik.

Sabah yine otelden çıktık ve Ganj kıyısındaki merdivenlere gittik. Güneş çoktan yükselmişti ve onlarca Hindu yine Ganj'da yıkanıyorlardı. Aşağıdaki fotoğrafda merdivenlerde; rengarenk sari'lerini giymiş kadınlar tapınağa gidip sunmak üzere çiçek alıyorlar.

Sokakta yaşayan ve Ganj'da yıkanmadıkları anlaşılan dilenci çocuk ve kadınlar yine etrafımızı sardı. Soğukkanlılıkla yanlarından uzaklaşmak pek kolay değildi. Özellikle çok muhtaç ve feci durumda görünmeye çabalayarak, yıkanmayıp, yırtık pırtık giyinerek turistlerden daha çok para almaya çalıştıklarını tahmin ettim. Daha sonraki günlerde; sokaklarda kuyudan su çekerek; oracıkta sabunla yıkanan insanlar da gördüm, birbirlerinin başındaki bitleri temizleyen kadın ve çocuklar da! Hindu ailelerle dilencileri ayırt etmeye başladım.

Tıpkı her yerde olduğu gibi Hindistan'da da sahte ile gerçeği ayırt etmek için uyanık olmakta fayda var. Guru giysileri ile dolaşan adamlar var, özellikle turistlere yönelik çalışıyorlar. 
Bir Ghat'ta oturup sakince etrafı izleyelim dedik ama dilenciler ve satıcılar rahat bırakmadı. Yollardaki insanların çoğunluğu da köpek ve inekler de kemik iskeletin üzerine bir deri giysi giymiş gibiler. Köpeklerin neredeyse hepsi uyuz olmuş. İnsanlarınsa bağışıklık sistemleri bu şartlarda güçlendiği için olsa gerek uzun yaşıyorlar. En çok keçiler sağlıklı görünüyor, zira onlar her tür yaprağı ve otu yiyorlar.

Oradan ayrılıp tekrar Şiva tapınağına gittik. Pazar olduğu için tapınaktaki ana sunağa giden kapılar kapalıydı ama yine de tapınağın içinde oturup meditasyon yapmanın, Şiva'nın enejisini hissetmenin keyfini çıkardık! 

Ertesi gün Gaya'ya gitmek üzere tren istasyonuna gittik. Trenin gelmesini beklerken bir kadın dikkatimi çekti. Saçları tamamen karışmış olasılıkla bitlenmiş, kendi kendine konuşuyordu ve akıl sağlığını yitirmiş olduğu anlaşılıyordu. Hem üzülerek hem de "niye böyle" diye düşünerek hep kadına baktığımı farkettim. Ve neden onlarca insanın içinde O'na odaklanıyorum ki diye sordum, kadının durumuna direnç gösteriyordum. Bunu farkedince, kadını kendi gerçekliği içinde bırakmaya karar verdim ve kafamı çevirip çevreyi izlemeye başladım, bir kaç dakika sonra tekrar aynı yöne baktığımda kadın gitmişti. Belli ki görevini yerine getirmiş ve oradan uzaklaşmıştı.

Trenin durumunu tarif etmesi zor, vagonlar çok eski değil , elbise askısından, su şişesi koyma yerine kadar herşey düşünülmüş ama temizlik anlayışları bize göre çok farklı tabii. Başlangıçta koltuk karmaşası yaşandı ama bir saat sonra herkes ve herşey yerine oturdu ve ortam sakinleşti. Beş saat süren yolculuk boyunca kitap okudum ve vagondaki genel huzur, yan komşumuzun bilgisayarında çaldığı Hint Pop müziğiyle bozulmadı. Gece 10'a doğru Gaya'da indik. İstasyonda onlarca insan yerlerde yatıyor üzerlerinde sadece bir şal, yine her tür ihtiyaçlarını orada görüyorlardı. Sokakta yaşayan insanların gece uyumak üzere istasyona geldiğini düşündüm. Bizi Bodhgaya'ya götüren şöfor pek ingilizce bilmediği için sorduk ama yanıt alamadık.

Ertesi gün, Milattan önce 623 yılında Prens Siddhartha'nın aydınlandığı ve Buda mertebesine ulaştığı yer olduğu için Budistler'in Hac merkezi olan Bodhgaya'ya gittik. Tüm dünyadan binlerce Budist yılın her zamanı buraya gelerek bazıları günlerce kalarak, burada dua ediyor.  Prens Siddartha Nepal'de doğup sarayını terk ettikten sonra Hindistan'a geliyor ve yıllarca dolaşıyor. Buda'nın yıllarca meditasyon yaptığı dağı, sonra dolaştığı 6 önemli noktayı turist rehberimiz Kmar'la birlikte dolaştık. Bir çok uzak doğu ülkesinden Budistler kendi tapınaklarını yapmışlar, adım başı Budist tapınak, hepsi birbirinden görkemli ve Budist rahipler bakımını üstlenmiş olduğu için tertemiz! Bodhgaya Varanasi'den farklı olarak düzenli, daha temiz ve yemyeşil sebze tarlaları var. Ana yol asfalt ve insanların hemen hepsi evlerde yaşıyorlar.
Ve en sonunda da aşağıdaki fotoğrafdaki  Mahabodhi Tapınağı'na geldik.

Asıl adı Peepul olan ve Buda altında otururken aydınlandıktan sonra Bodhi Ağacı olarak adlandırılmaya başlayan agaç ve bu tapınak içiçe olduğu nokta Budistler için Hac noktası. Aşağıdaki fotoğrafı Buda'nın otururken aydınlandığı belirtilen noktadan çektim.

Buradaki enerjinin hem çok yoğun hem de çok hafif olduğunu algıladım. Ve orada, meditatif duruma geçmek benim için çok hızlı ve kolay oldu. Yüzlerce insafarklı yerlerinden gelmiş tapınağın değişik noktalarında, en çok da tam fotoğrafı çektiğim noktada oturmuş meditasyon yapıyorlar. Orada kaldığımız 3 gün boyunce aynı insanları meditasyon yaparken gördük. Tapınağın içinde ayrıca bir meditasyon bahçesi de vardı. Ertesi gün yine oraya gidip meditasyon bahçesinde yarım gün geçirdik. Hindistan'da şahane kuşlar gözledim ve ağaçlarda yaşayan binlerce minik sincabı izlemek de çok eğlenceliydi.

Bodhgaya'daki hafif enerji, orayı bütünüyle özel bir yer haline getiriyor. Ayrıca Cathriona'nın bir restoranda gördüğü ilanla Rehberimiz Kmar bize yoga hocası buldu ve orada kaldığımız 3 gün boyunca her sabah güneş doğarken, otelin terasında Hintli hocamızla yoga çalıştık. 5 yıldır tai chi ve chi gong çalışıyorum, ilk kez yoga çalışmış oldum. Ilk gün biraz zorlayıcı idi ama sonraki günler daha rahattım, yoga yaptıktan sonra bedendeki o iyi hissedişin nasıl tüm güne yayıldığını şaşırarak farkettim.

Mahabodhi tapınağı o kadar güçlü bir çekim merkezi ki kasabanın her yerinden oraya gitme isteği oluşturdu bende. Ruhsal Rehberlerimizin o noktaya çok yüksek bir enerji yüklemeye devam ettiğini hissettim. Son gün yola çıkarken bile neredeyse şöföre oraya gidelim sonra yola çıkalım diyecektik!

Hindistan'daki sekizinci günümüzde ayrılma vakti gelince hüzünlendiğimi farkettim. Burada yemek yiyecek yer ve tuvalet bulmak, hatta yolda yürümek bile bu kadar zorken, kendimi o kadar rahat ve evimde gibi hissediyorum ki, bu duygunun, bir önceki hayatımı burada yaşamış olmaktan geldiğini farkettim! Bir çok batılı için rahatsız edici olan şeyler beni rahatsız etmiyor, sadece anlayış gösteriyorum.

Evet, seyahatimiz sona eriyor, birazdan yola çıkıp havaalanına gidiyoruz, burayı özleyeceğim! Bir sonraki gelişimize kadar, hoşçakal Hindustan! 

Sevgi ve Şükranla,

Diba Ayten Yılmaz

 

 
COPYRIGHT © 2006 RADIANCED.COM ALL RIGHTS RESERVED / WEB DESIGN BY DiBA