RADIANCED DANIŞMANLIK & EĞİTİM







 

GEÇMİŞİN İZLERİ

Diba Ayten Yılmaz (28 Ocak 2008)

 

Ruhsal enerjilerin çok yoğun bir şekilde dünyamıza aktığı günümüzde, bir çok insan tekamül baskısı altında. Bir an önce karmaları temizlemek ve tekamül etmek yani ruhsal olarak gelişmek istiyor. Bir süredir “artık bu son hayatım olsun, bir an önce tüm karmalarımı temizleyeyim ve bir daha dünyaya gelmeyeyim” sözünü çok duyuyorum. Karmasını temizlemek isteyen bir çok insan; bunun mümkünse acısız, çok kolay ve hatta kendisi bir şey yapmadan başkası tarafından gerçekleşmesini istiyor. Büyülü bir dokunuşla bu da çözülse ne iyi olurdu! Hayat yolunda hepimizin birbirimize ihtiyacımız var ve birbirimiz için yapabileceğimiz şeyler olmakla birlikte, bireysel sorumluluğumuzu alarak aşmamız ve yapmamız gereken şeyler de var.  Ve ruhsal gelişimin en temel unsurunun öğrenmek olduğunu hatırlayalım. Karmamız geçmiş hayatlarımızda oluştuğu için temizlemek-çözümlemek üzere geçmiş hayatlara gitmek en derinlikli çalışmalardan biri. 

Geçmişi reddetmek varoluşumuzun en önemli parçasını  reddetmek anlamına geliyor. Bugün “ben” sandığımız, geçmişten gelen karmaşık yapıyı derinliğine tanımanın ve kavramanın yolu da geçmişe göz atmaktan geçiyor. Geçmiş, izlerini dönüştürmedikçe bugünümüzü maskelemeye-perdelemeye ve anın keyfini kaçırmaya devam ediyor.

Geçmiş hayatlarına yönelik çalışma yapmaktan çekinen hatta korku duyan bir çok insan var. Kimileri geçmiş hayata geçerse oradaki acıların canlanacağından korkuyor. Oysa geçmiş hayata geçiş yapıldığında hissedilen acı çok daha düşük düzeyde oluyor, çünkü sadece iz hatırlanıyor. Kimileri de bunca yıldır özenle sakladıkları şeylerin ortaya çıkmasından korkuyor. Hatta “nasılsa bugün iyi bir insanım, iyi şeyler yapıyorum; o eski kötü günleri hatırlamaya gerek var mı” diye sorarlar. “Nasılsa geçmiş geçmişte kaldı, hem tüm çözüm ‘şimdi’ de değil mi?”. Üstelik bir de bugünlerde ruhsal konularla uğraşıyor iseler ruhsal ego gelişmeye başlamış ve hatta “ben her şeyi aştım, herkesi de affettim” diyebilirler.

En temel korku karanlıkta kaldığı (sanılan) yanların yani gölge yanlarımızın ve hoşa gitmeyen anıların ortaya çıkmasıdır. O zaman,  maske benlik yani ego dağılabilir. O özene bezene oluşturulmuş olan sahte görüntü bozulabilir. En çok bu sebeple kişi karanlık yanlarını gizlemeye devam eder.

Halbuki geçmişte kaldı sanılan karanlık yanlar bir gölge olarak yüzlerce yıl bizi takip eder, üstümüze siner, enerji alanımızda bir iz olarak durur. Gölgemiz bize aittir ama gölgeyle yüzleşmek kolay değildir. Biz o gölge ve izleri yok sayıyoruz diye onlar yok olmaz! Sinsice bizi izleyen düşman gibidir. Takip eder, yönetir ve fırsat buldukça bize kendini hatırlatır. O iz ve gölgelerle çalışmadıkça kişiye huzur yoktur.

Korkularımızı korkarak aşamayız; sadece korkumuzu anlamaya çalışarak çözebiliriz. İnsanın korkularıyla, gölgesiyle yüzleşmesi hiç de sanıldığı kadar ürkütücü değil. O gölgeye ışık tutunca, izleri kalıcı olarak dönüştürünce rahata erer, iç huzuruna kavuşuruz.
Geçmiş hayatından getirdiği “içindeki zorba”yla karşılaşan genç adam, o zorbanın nasıl sevgi ve ışıktan mahrum olduğunu anladı. Ve birlikte ışığın kaynağına geçiş yaptılar. Kaynakta o “zorba”nın ışıkla nasıl parlamaya başladığını fark etti. Ve onunla  kucaklaşınca kendi içinde bütünleşme yaşayarak çözüldü, “ben” oluştan sıyrıldı ve aydınlandı. Ve seans bittiğinde kendini hafiflemiş, mutlu, huzurlu hissediyor ve gülmesine engel olamıyordu.  Herkesin peşinde olduğu Aydınlanma tam da bu değil mi; kendini aşmak, “ben”den sıyrılıp ışığa kavuşmak!

Yüce Buda’nın aydınlandığı gece 900'den fazla geçmiş hayatını gördüğü yazılır. Kimi karanlık kimi aydınlık hayatlar. Aydınlandığı o gece tüm geçmiş hayatlarına ışık tutulmuştur.

Geçmişten gelen gölgeler ve izlerle çalışmak, onları anlamak, çözülmek için neye ihtiyaç olduğunu kavramak ve dönüştürmek anlamına geliyor.
Öncelikle o anıların yeniden açığa çıkması gerekiyor yani gün ışığına; işte o zaman anlaşılabilir ve çözülebilir duruma geliyorlar.
Gölge ve izleri dönüştürdükçe bütün olmaya ve gerçek ben’imize ulaşmaya başlarız. Yüzlerce binlerce yıldır o gölge ve izleri saklamak ve bastırmak için sarf edilen o yoğun enerji artık özümüze kavuşmak için kullanılabilir! Öz’ümüz Yaradan’la bir olan O’nun bir parçası olan ben. Gölge ve izlerden temizlendikçe özümüz ortaya çıkmaya parlamaya başlar. Kişisel-ruhsal gelişim hakkında kişi onlarca yüzlerce kitap okumuş (hatta yazmış) bile olabilir ama bir kez olsun kendi gerçekliğiyle yüzleşmediyse, kendine ilişkin en önemli ayrıntıları kaçırıyor demektir.

Ruhumuzun derinliklerine ulaşmak hiç bir kitapta anlatılamayacak kadar özel bir deneyim. Çünkü her yazı-kitap, yazarının deneyimlerini aktarır. Oysa kendimize derinleştikçe dünyanın en özel kitabına ulaşabiliriz! Bu, kandırmacaların sona erdiği, yalanların bittiği bir buluşma. İşte o anda suni, sentetik görüntülerin yerini gerçek güzellik alıyor.
Gerçek bazen acı verici olsa da şifaya açılan kapıdır. Ancak o kapıdan geçtikçe içsel dinginliğe, huzura, kendine, öz'üne kavuşur kişi.
Gölgemizle tanışmak, onunla barış yapmak, onu aydınlığa kavuşturmak kıyaslanamaz bir coşku. Tam ve bütün olmak!

İçinizden “nasıl olur da insanın karanlık yanlarıyla, gizlediği, bastırdığı olumsuz şeylerle yüzleşmesi ona iç huzuru verebilir ki” diye soruyor olabilirsiniz. Onlarca yüzlerce yıl taşınan bir gölgenin ağırlığından, izinden kurtulmak şüphesiz hafiflik ve huzur getiriyor. Her gölge her iz bir duygu barındırır. Ve geçmişte yapılan şeyler yanlış bile olsa mutlaka bir sebebi var ve bizim o durumdan ne öğrendiğimiz önemli. Geleceğimizi istediğimiz gibi oluşturmanın yolu da geçmişte öğrendiğimiz düşünce-davranış kalıplarını değiştirmekten geçiyor. Aksi takdirde  geçmiş tekrarlanır. Aynı yanlışları, artık işimize yaramayan şeyleri tekrar eder dururuz.

Çok güçlü ve entrikacı olduğu bir geçmiş hayatına giden genç kadın, önce bu yanıyla karşılaşmaktan hoşlanmadı. Sonra bu geçmiş hayatın izlerini bu hayatında da gizlice taşıdığını anladı. Gölgesiyle barışınca, şimdiki hayatında, gizli öfke taşıyan biri olmaktan çıkıp kendini daha net ifade eden biri oldu. Artık fevri değildi ve başkalarının fevri davranışlarını değiştirmesine yardım etmeye başladı.

Geçmişe yaptığımız bu yolculuğun yardımıyla, kendimizi daha iyi tanıyor, daha derinden kavrıyoruz. Bu da, diğer insanlara karşı daha anlayışlı ve hoşgörülü olmayı mümkün kılıyor.
Tabii en önemlisi bizi rahatsız eden, huzurumuzu kaçıran gölgeyi ve izlerini ruhsal gelişimimiz yönünde dönüştürmüş oluyoruz. Geçmişten gelen yeteneklerimiz ve tıpkı şifacılık gibi yaratıcı  yönlerimiz böylece gün ışığına çıkıyor. 

Karanlık ve ışık her zaman var olmuştur. Ve bu iki güç her zaman çatışma içindedir. Benliğimiz, hayatımız ışık’la dolsun istiyorsak önce kendi içimizdeki karanlığa ışık tutarak aydınlığa çıkartmamızda fayda var. Kendi içimizde ışığa daha çok yer açtıkça içsel çatışmaların azaldığını ve yerini huzur ve dinginliğin aldığını fark etmeye başlarız.

Sevgi ve şükranla,

 
COPYRIGHT © 2006 RADIANCED.COM ALL RIGHTS RESERVED / WEB DESIGN BY DiBA