TANRILARIN OYUN ALANI : HİNDİSTAN


Diba Ayten Yılmaz (24.03.2006)
8-12 Mart 2006 tarihleri arasında Hindistan-Delhi'de düzenlenen 2. Dünya Geçmiş Yaşam Regresyon Kongresi'ne katılmak üzere eşim Muammer'le birlikte, 5 Mart akşamı İstanbul'dan yola çıktık.
Hindistan'a hiçbir şey beklemeden gitmenizi öneririm. Beklentiler insanın gözünü biraz bulandırabiliyor.
Ben bu seyahatten sadece Kongre boyunca yararlı bilgiler edinmeyi umuyordum.
Hindistan tüm beklentilerimi altüst etti! Orada geçirdiğim 1 hafta hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
6 Mart saat 03.30 da, 6 saatlik bir yolculuğun ardından uçağımız Delhi'deki Uluslar arası Gandi Havaalanına indi. Uçağın kapıları henüz açılmışken içeriye sıcak hava ile birlikte farklı bir koku geldi.
Ne olduğunu anlamaya çalışırken Muammer "bu ülkenin kokusu bu herhalde" dedi. Gerçekten de neredeyse tüm Delhi böyle kokuyordu. Yani "baharat ve tütsü". Sonradan öğrendik ki Hintliler ülkelerine "Baharat" derlermiş. "Çay" "minare" gibi "baharat" da dilimizdeki ortak kelimelerden.
Valizlerimizi alır almaz sevgili Sunny Satin'in asistanlarından biri olan Asis bizi karşıladı. Asis sakin ve çocuksu bir sevimliliği olan yaşlıca bir adamdı. Arabaya doğru yürürken merakla etrafı izliyordum.
Yoğun kalabalığın içinde yere çömelmiş yaşlı bir adam dikkatimi çekti. Öylesine çömelmiş ve gelip geçenleri izliyordu. Çok duru ve derin bir bakışı vardı. İzleyen günler boyunca böyle bir köşeye çömelmiş etrafı izleyen çok dingin insanlar gördüm.
Asis ve şoförü ile otele giderken Asis'le sohbet ediyorduk. Gecenin 4'ünde trafik inanılmaz yoğundu ve kamyonların kornaları hiç susmuyordu. Kamyonların tümünün arkasında kocaman "HORN PLEASE" (lütfen korna çalın!) veya "BLOW THE HORN" (kornayı patlatın!) yazıları vardı. Gürültüden arkadan gelen aracı duyamayacakları için böyle bir uyarı yazıyorlarmış.
Gerçekten neredeyse tüm şehirde trafik kornalarla yönleniyor!
Bir işitsel olan Muammer trafikte pek eğlendi tahmin edersiniz!
Hatta ilerleyen günlerde Sunny "tüm katılımcalara birer sürpriz hediye olduğunu" söylediğinde "kamyon kornası" olduğunu iddia etti; neyse ki yanıldı! Kamyonların arkasında yazılı olduğunu gördüğümüz üçüncü şey ise " God is Love" idi!
Günler geçtikçe Hintlilerin bu yazının anlamını nasıl derinleştirdiğini görecektik.
Çoğu Hintli'de farkına vardığımız bir şey de konuşurken başlarını hafifçe her iki yana sallıyor oluşları idi. Bu onların o yumuşak ve saygılı konuşmalarını iyice tatlılaştırıyor. "Tike" (iyi, tamam) derken bir de kafalarını sallıyorlar.
Aslında tüm katılımcılar Kongre'nin yapıldığı Tivoli Garden Resort'ta kalacaktık, fakat bir son dakika değişikliği ile bir kısmımız Ashok Otel'e yerleştirildik. İyi ki de böyle oldu, her sabah ve akşam otobüs yolculuğu ile Delhi'yi dolaşmış olduk.
Asis bizi Ashok Otel'e bırakırken iki elini de kalp çakrasının önünde birleştirip eğilerek selam verdi. O an şaşırdım, oysa sonra Hindistan'da bir çok insanın saygıyla birbirini böyle selamladığını görecektim.
Tütsü ve baharat kokan otelimize yerleşip 1 saat uyuduk ve kalktık.
Hindistan'a gitmeden önce üye olduğum bir network'da tanıştığım Hintli arkadaşım Mona otele geldi. Hayatımda ilk kez sanal ortamda edindiğim 1 arkadaşımla gerçekten karşılaştım ve yıllardır birbirimizi tanıyormuşcasına sarıldık.
Mona bize sınırlı zamanda Delhi'de görülesi bazı yerleri önerdi. Ve Mona'nın önerisini dinleyip otelden bir araba kiralayıp yola çıktık. Mona, Sufi Müzik Festivalinin son gecesi olduğunu söylemişti ve biz konseri izlemek isteyince bilet aramaya başladık. Gittiğimiz heryer "bilet tükendi" diyordu. Bu arada Mona bizi Janpath'a Tibet'den gelen meditasyon çanlarının, Buda heykellerinin bulunduğu bir bölgeye götürdü. Orada biraz dolaştıktan sonra konserin olduğu Humayun's Tomb (türbe) isimli tarihi yere gittik. Yine bilet tükendi dendi, tam dönecektik ki Mona bir kez daha sordu ve görevli "3 tane var" dedi.
Heyecanla biletleri alıp içeri girdik. Konserde yeralan gruplardan İran'lı The RUMI Group da hepimizi mest etti. Meğer o geceki konserin tüm biletlerinin tükenmesinin ana sebebi, Abida Parveen'miş. Abida Pakistan'ın dünya çapında tanınmış Sufi şarkıcısı imiş ve çok seviliyormuş.
Gerçekten Abida sahne alana kadar ortalık çok hareketli idi ama O sahneye çıkınca herkes yerine oturdu ve Abida transa geçerek şarkı söylemeye başladı. Abida için "Nusrat Fateh Ali Khan'ın dişi versiyonu" diye düşündük, sesi ve tarzı çok yakındı.
Huşu içinde konseri izleyip otele döndük. Ertesi gün bir turist rehberi ve şoförü ile otelden çıktık. Klasik şehir turunda India Gate'e, oradan Humayun'un Türbesine, eski Delhi'ye ve Qutab Minaresini görmeye gittik. Kutsal mekanlarda ayakkabılarını çıkarıyor, dilersen çıplak ayakla dilersen orada satılan çorapları giyerek içeri giriyorsun.
Salı günü olmasına rağmen her gittiğimiz yer oldukça kalabalıktı. Turumuz bitmek üzereyken bir gün önce Mona'nın söylediği Lotus Tapınağı'na gitmek istediğimizi ilettik rehberimize.
Lotus Tapınağı gönüllülerin orayı sessiz ve temiz tutmak için de çalıştığı modern bir yapı. Sırada bekleyerek gruplar halinde içeri alındık. Çok ferah ve yüksek bir mekanda sıralanmış ahşap/mermer koltuklara oturduk. İçeri girenlerin sessizce oturmaları için görevliler pür dikkat dolaşıyorlardı.
Ben ve Muammer sakince oturup meditasyon yapmaya başladık.
Derin nefes alıp dinginleşmeye başladım. 1-2 dakika sonra karşımda bir varlık göründü. Içsel olarak O'nun Hindu Tanrı'larından biri olduğunu hissettim. Bir bacağı diğerine diz hizasından tutunmuştu. Ve İngilizce olarak "kendini yargılamaya son ver" dediğini duydum. Ugggh diyip söyleneni sindirmeye çalışırken bir anda o varlık anlamadığım bir dilde, dua veya ilahi diyebileceğim bir şey okumaya başladı ve okuduklarının bir enerji şeklinde doğrudan kalp çakrama gelip girdiğini görmeye başladım.
Şaşkınlıktan donakaldım ve kıpırtısızca sürece teslim oldum!
O varlık kim, okuduğu şey nedir, kalp çakrama girdiğini gördüğüm ve hissettiğim enerji ne bilmiyordum. Sadece güvende olduğumu ve olan şeyin kutsal bir şey olduğunu hissediyordum.
Okunan metni enerji olarak görüyor ve bedenime girişini hissediyordum.
Bu sürecin gözlerim kapalı olarak 5-10 dakika sürdüğünü tahmin ediyorum. Daha sonra gözlerimi açıp şaşkınlıkla etrafıma bakındım. Muammer hala meditasyon yapıyordu, sakince O'nun da gözlerini açmasını bekledim. O da meditasyonu bitirince yavaşca tapınaktan çıktık.
Ben o enerjinin kalp çakrama girmeye devam ettiğini 5- 10 dakika daha hissettim. Ve kulağımda bir ses "inisiyasyon" diyordu. Bu sesi o gün uyuyana kadar ara ara işittim.Kalp çakramda şimdi bir enerji izi var, ne zaman bu olayı hatırlasam orayı daha çok hissediyorum.
Rehberimiz bizi oradan Mona'yla buluşacağımız Shirdi Sai Baba Tapınağına götürdü. Hindistan'a gitmeden önce Mona'ya ruhsal mekanları ziyaret etmek istediğimizi söylediğimde kendisinin çok sevdiği ve "gurum" dediği Sai Baba'dan sözetmişti. Ben de daha önce Sai Baba'ya ilişkin bir yazı okumuştum ve memnuniyetle "gidelim" demiştim. Tapınakta buluştuk ve Mona'ya az önce Lotus Tapınağı'nda yaşadığım deneyimi aktardım.
Mona "sen DARSHAN" yaşamışsın" dedi. Anlamını sordum; Tanrı'ların ve/veya kutsal varlıkların kişiye görünmesine Darshan diyorlarmış. İkimiz de merak etmeye başladık acaba kimdi bana görünen diye. 1-2 gün içinde O Tanrı'nın tekrar bana görüneceğini biliyordum.
Ardından Sai Baba'nın mini tapınağına girdik.
Shirdi Sai Baba'nın felsefesini iki kelime özetliyor; İNANÇ ve SABIR.
O sade ve minik tapınakta öyle güzel akan, yaşayan bir enerji vardı ki!
Hindistan'da şu anda yaşayan Sathya Sai Baba, Shirdi Sai Baba'nın enkarnasyonu olduğunu iddia ediyor.
Sai Baba'nın mucizeleri ayrı bir yazı konusu olacak genişlik ve derinlikte.
Orada tapınakta tekrar meditasyon yaptık ve meditasyon esnasında Hindistan'a gelişimin en önemli sebeplerinden birinin de Sai Baba olduğunu farkettim. Tapınaktaki mini bir törene katılıp oradan ayrıldık. Oradan Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisi Dünya Kongresi'nin açılış törenine katılmak üzere Tivoli Garden'a gittik. Törenin olacağı salona girerken Kongre için gönüllü çalışan bir grup bizi üzerimize çiçekler atarak karşıladı. Herbirimizin üçüncü göz çakrasına iz yaptılar! Salondaki enerji öylesine hafif, canlı ve neşeli idi ki; Hintlilerin kendi enerjilerini salonda baskın hale getirdiklerini anladım.
Organizasyon Komitesi Başkanı Sunny Satin sıcak konuşmasıyla töreni başlattı. Türkiye'den katıldığımızı duyan neredeyse herkesin gözleri parlıyordu. Türkiye özellikle İstanbul hemen herkesin geldiği veya gelmek istediği bir yer.
Gecenin bitiminde otobüsle Ashok Otel'e döndük. Ertesi gün 8 Mart çarşamba günü sabah 06.00da otobüslerle Agra'ya muhteşem Taj Mahal'i görmek ve "Doğu Mistisizmi" konulu panele katılmak üzere yola çıktık.
5 saate yakın süren yolculukta giderek daha çok kişiyle tanışma ve sohbet etme fırsatımız oldu. Otobüste elden ele dolaşan kitabın adı " Medicine Cards" idi. Önce bir kart çekiyor ve kitaptan o kartın anlamını okuyorsun. Ben de bir kart çektim; "kelebek" yani dönüşüm çıktı bana. Kitaptan ilgili bölümü okudukça koza aşamasında olduğumu anladım.
Agra'ya varınca önce panelin yapılacağı otele gittik. Ilk konuşmacı 30 yılını Veda'ları araştırmaya adamış Jaya Row idi.
Jaya KARMA "Yaşam ve Ötesi" başlıklı konuşmasıyla bizlerin kişisel gelişim yolculuğuna Vedanta'ları anlayarak bakmamızı sağladı. Özgür irademizle nasıl Karma'larımızı oluşturduğumuzu Veda'lar üzerinden anlattı.
Jaya cehenneme "arzuyla yönlenen olumsuz eylemler"le, cennete ise "arzuyla yönlenen olumlu eylemler" le varıldığını söyledi. Ben "arzu" yerine "niyet" demeyi tercih ediyorum.
Öğle yemeğinde Hintli Regresyon Terapisti Malathi ile tanıştık. Yemeklerden konuşurken ben "vegan" olduğumu söyledim, Malathi de "Hindistan'da çoğu insan vejetaryen veya vegan" dedi. "Peki protein eksiğini gidermek için dikkat ettiğiniz yiyecekler var mı" diye sordum, güldü ve "hayır" dedi ve ekledi "ben de eşim ve çocuklarım da çok sağlıklıyız" dedi.
Hint yemekleri sebze ağırlıklı ve bir vegan için çok zengin. Çoook baharatlı ve yabancılara göre ayarlanmış olanı bile oldukça acı!
Hindistan'a gitmeden önce uyarılara rağmen aşı yaptırmadık ve en ufak bir sağlık problemi bile yaşamadan geri döndük. "Kesinlikle salata gibi pişmemiş şeyler yemeyin ve açık su içmeyin" diye çokça uyarı almıştık. Gönül rahatlığı ile gittiğimiz her yerde " şifa olsun" diyerek salata yedik ve ben Sai Baba tapınağında müritlerden birinin kovadan eliyle verdiği suyu O'nun avucundan içtim!
Öğle yemeğinin ardından panelde Budist eğitimci Shantum Seth "Doğum ve Ölüm- Budist bir Yaklaşım" adlı bir konuşma gerçekleştirdi. Shantum "bir hastalık varsa doktor sebebine bakar; sebep arzu'dur" diyerek başladı. Ve "az önce yemekte pirinç yedim, o pirincin yetiştiği tarlaya yağan yağmur, orada çalışan herkesin emeği vs. bunların tümü şu anda benim bir parçam" diyerek devam etti. Yani "bir" ve "bütün" olmanın tanımlarından birini yaptı bana göre.
"Zihninizi şimdiki an'a getirin, herşeyi ilk kez görüyormuş gibi bakın, burası cennet" diyerek bizleri cennete yani bulunduğumuz "mekan" ve "an"a çağırdı. Shantum, konuşmasının bir bölümünde, büyükannesinin ölümünün ardından neler hissettiğini şöyle açıkladı; bir kağıt parçasını tutuşturdu ve "kağıt nereye gitti" diye sordu. "Kağıt ısıya, küle dönüştü duman çıkardı; ölmedi dönüştü" diye cevapladı. O anda aklıma Termodinamiğin 1. yasası geldi "enerji yoktan var edilemez ve yokedilemez sadece bir şekilden diğerine dönüşür". Daha sonra "acıdan özgürleşip mutlu insan olmaya dönüşün" diyerek bizlere mini bir meditasyon yaptırdı. Panelin ardından Taj Mahal'i görmeye gittik.
Taj Mahal'in öylesine güçlü ve çekici bir enerji alanı var ki, gözlerini alamıyor insan. Bunu birçoğumuz hissettik. Fotograflarla anlaşılan bir şey değil, gerçekten orada olunca hissedilen bir enerji. Taj Mahal ziyaretinin ardından yeniden otellerimize döndük.
9 Mart 2006 Perşembe: Kongre'nin ilk günü çok yoğun ve faydalı çalışmalarla geçti. Bu zengin kongreden ancak benim ve Muammer'in katıldığı workshoplardan minik özetleri sizlerle paylaşacağım.
Ilk önce Amerikalı Dorothy Nedermeyer'in "Yetişkinlerde Taciz Travmasını İyileştirme" başlıklı workshop'ina katildim. Dorothy tacizin "sözlü" "duygusal" "fiziksel" ve "cinsel" olabileceğini anlattı. Dorothy genelde tacize uğrayan kişiler için kullanılan "kurban (victim)" sözcüğü yerine "kurtulan(survivor)" demeyi tercih ediyor.
Katılımcılardan biriyle bir mini seans gerçekleştirdi. Katılımcı çocukken alkolik babası ve annesinin tartışmalarından nasıl hala etkilendiğini aktardı. Ve Dorothy gönüllü arkadaşla çocukluk tacizinden nasıl bugünkü hayatında da etkilenmiş olduğunu konuştu.
Dorothy; "kurtulan"ın "tacizci" si eğer hala yaşıyorsa; yüzyüze görüşerek tüm gerçekliği, taciz dolayısıyla çektiği acılarını dile getirmesinin ne kadar önemli olduğunu iletti ve Regresyon Terapistlerine önerileriyle workshop'ını tamamladı.
Bu çalışmanın ardından öğle yemeği molasında yine Regrsyon Terapisti olan Hintli Pratibha ile tanıştık. Pratibha biz Dorothy'nin workshop'ında iken Hollandalı Kinesiolog ve Regresyon Terapisti Anita Groenendijk'in workshop'ına katılmıştı. Anita geçmiş yaşam terapisi ile kinesiolojiyi çalışmalarında birleştirmiş nadir terapistlerden. Anita kongredeki workshop'inda kas testi yoluyla "ruhsal eklenti"lerin nasıl tespit edilebileceğini uygulamalı olarak anlatmış.
"Ruhsal eklenti" kavramı bizler için çok yeni olmakla birlikte dünyada çok sayıda terapist bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Haziran 2006'da İngiltere'de Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisti Andy Tomlinson'un eğitim çalışmasına katılıyorum ve bu çalışmanın konusu "ruhsal eklentileri serbest bırakmak". Öğleden sonra Hintli Psikoterapist ve Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisti Yogesh K. Choudhary nin "Fiziksel Hastalıklarda Bedenin İyileşmesi" başlıklı workshop'ına katıldım. Workshop başlamak üzereyken İrlandalı arkadaşım aynı odada kaldıkları İngiliz arkadaş çok horladığı için gece uyuyamadığını söyledi. Ve benden o akşam arkadaşa regresyon yaparak bu konuya şifa getirmemi rica etti. Kabul ettim ve workshop başladı.
Yogesh "hücrenin bilinci var ve hücre her anıya sahip" diyerek deneyimlerini aktarmaya başladı. Yogesh, hipnoz altındaki hastalarının bilincini o organın şimdiki hastalıklı durumundan geriye sağlıklı haline götürüyor. Ve daha sonra o organdaki problemi gidermeye yönelik regresyon çalışması yapıyor.
Yogesh oradaki 2 ayrı gönüllü ile de çalıştı. Bu arada Yogesh hastalarından birinin gittiği geçmiş hayatında Yogesh'i babası olarak gördüğünü anlatınca salonda hepimiz gülüştük. Regresyon Terapisti ile danışanları arasında geçmiş yaşam bağlantısı olduğu hep konuşulan bir durumdur.
Yogesh 'in workshop'ı bitip araya çıktığımızda yanına gidip kendisine teşekkür ettim. O sırada İrlandalı ve İngiliz arkadaşlarım da yanımıza geldiler ve "büyük problem!"den sözederek Yogesh'den yardım istediler.
Yogesh "olur" dediği anda (gizli servis) operasyonunu başlattık. Muammer hemen yukarı katta boş bir oda bulup bizi çağırdı. Hızla oraya gidip kapıyı kapattık. Yogesh arkadaşımızı hipnoz edip şifaya başladı. Regresyon sırasında arkadaşın burnundan inanmayacağınız büyüklükte bir mukoza çıktı. Eminim bir çoğunuz görmek istemezdiniz! Arkadaşım seanstan sonra oldukça rahatlamış ve açık nefes alıyordu!
Tam seans esnasında kapıyı Andy Tomlinson hafifçe araladı. Meğer O da az önceki "Regresyon Terapisinde Enerji ve Beden Farkındalığı" başlıklı workshop'ında bir gönüllü ile geçmiş yaşam regresyon terapisi çalışmaya başlamış, fakat workshop'ın süresi dolunca diğer katılımcıları gönderip salondan çıkmışlar ve terapiyi tamamlamak için boş oda aramaya başlamışlar. Neyse ki onlar da bir başka oda bulup çalışmalarına devam ettiler.
O günün son workshop'ı olarak ben Amerikalı Hipnoterapist Charlene Ackerman'ın "sessiz regresyon seansı"na katıldım. Charlene çocukluğundan beri hipnoz uzmanı olmayı kafasına koymuş fakat bunu en genç oğlunu da evlendirdikten sonra uygulamaya geçirmiş! Charlene hastaları hipnoz altındayken onları problemlerinin kaynağına gitmeye teşvik ediyor. Hastaları sadece parmaklarını oynatarak "evet" veya "hayır" diyorlar. Charlene oradaki bir gönüllü ile çalışarak; hastalarının duygusal/fiziksel olarak incinmiş anılarını bırakıp dönüştürme metodu hakkında bizleri ayrıntılı olarak bilgilendirdi.
Aynı anlarda Muammer de bir diğer workshop salonunda Rus asıllı Amerikalı araştırmacı Walter Semkiw'in "Reenkarnasyona ilişkin objektif kanıtlar" konulu çalışmasına katıldı.
Walter tüm dünyada özellikle çok popüler kişilerin (Gandhi, Picasso, Uri Geller, George Bush vs..) geçmiş yaşamlarını araştırıyor ve bu konuda yayımlanmış kitapları var. Walter bir slide gösterisi ile birbirinden bağımsız farklı araştırmacıların yaptığı reenkarnasyona ilişkin objektif kanıtları göstermiş.
Walter bu çalışmalarda yüz şekli, yazı stili gibi benzerliklerin yanında, birbirine uyan geçmiş yaşamları ortaya çıkarırken bilim adamlarının yeni dönemdeki çalışmaları ile DNA ve parmak izi gibi yeni metodların nasıl kullanıldığını anlatmış.
Bu "parmak izi" konusuna yine dönücez! İlk günün workshop'ları tamamlandığında bizi bir "Şaman" gösteri bekliyordu. Kongre katılımcılarından Amerikalı regresyon terapisti şaman Moriah Vecchia bize davulları eşliğinde hikaye anlattı ve bizleri de gösterisinin bir parçası yaptı! Yüze yakın insan elele tutuşup çember oluşturarak Moriah'ın şaman şarkılarını hep birlikte söyledik. Hepimizin içindeki eski şaman anılarımız yüzeye çıktı sanırım!
Kongrenin 2. gününde, ilk olarak Hollandalı regresyon terapisti Ilja Van De Griend'in workshop'ına katıldım. Ilja ve Portekiz'li regresyon terapisti Mario bizlere, Michael Newton'ın Ruhsal Regresyon çalışmalarına ilişkin bilgi verdiler ve katılımcılarla interaktif bir görüşme gerçekleştirdiler. Ilja mini bir meditasyon yaptırdı ve ayaklarımızdan giren enerji ile tepe çakramızdan giren enerjiyi kalp çakramızda birleştirmemizi söyledi. Çok güzel bir bağlantı olduğunu hissettim. Ardından bundan bir önceki "hayatlar arası aşamaya" geçmemiz şeklinde bizi yönlendirdi. Ben şu anda burada bulunuşumdaki ana amacımın "egomu terbiye etmek" olduğunu hissettim.
Ve kendimi bir anda "seçim an"ında buldum. Bu hayata gelirken alternatif ülkelerden bir diğerinin de Hindistan olduğunu gördüm ve Hindistan'da Geçmiş Yaşam Terapisti olmak göreceli olarak kolay olduğu için "kolay olmayanı" yani Türkiye'yi seçtiğimi hatırladım. Bu workshop sürerken programdaki bir değişiklikle; Avusturalyalı Hipnoterapist ve Regresyon Terapisti Lucy Baker'la ek bir workshop yapıldığını öğrendim ve oraya atladım! Lucy ile çok güzel bir meditasyon deneyimledik ve geçmiş hayatlarımızdan faydalı enerjileri bugüne getirerek meditasyonu tamamladık.
Bu arada Muammer yine bir başka salonda Rus Regresyon Terapisti Pavel S. Gyngazov'un "insan ve insan olmayan bedenlenmeler" başlıklı workshop'ına katılmıştı. Pavel bugüne kadar 400 hasta ile 854 seans gerçekleştirdiğini söyleyince Hans Ten Dam, Pavel için "bu beyefendi regresyonun başkanı" demiş gülerek. Pavel workshop süresince, bugüne kadar gerçekleştirdiği regresyon vakalarından örnekleri paylaşmış. Hastalarına regresyon yaparken onların çeşitli zaman dilimlerinde yaşamış oldukları bir kadın veya erkek hayatlarının yanında bir panter, bir mantar, bir kaya vs. olarak bedenlenmiş yaşam (enerji özü) dönemlerine ulaşmış. Bir kayanın da bir mantarın da çevresinde olan biten herşeyin (üzerine basan ayakkabının deri oluşunun dahi) farkında olduğunu anlamışlar. Pavel, bir bedenlenmesinde bir balık olduğunu anlayan kadın hastasının regresyon sonrasında "ben şimdi nasıl balık avlarım, onlar herşeyi hissediyor ve anlıyorlar!" dediğini aktarıyor. Pavel tüm insan-dışı bedenlenmelerde varlıkların harika bir içsel armoni ve çevreyle uyum içinde oldukları sonucuna ulaşmış. Pavel ayrıca bazı vakalarda, ağır ve yoğun bir insan bedenlenmesi arkasından gelen insan-dışı bedenlenmelerin, varlığın içsel armonisini yeniden depoladığını gözlemiş.Ve insan ve insan-dışı varlık olarak bedenlenmenin deneyim kalitesi olarak eşit olduğu sonucuna varmış.
Ikinci günün öğleden sonrasında Hollandalı Regresyon Terapisti Hans Ten Dam'in workshop'ına katıldık. Hans "bedende zıt kutup deneyimleri" başlıkı workshop'ına başlarken, hayatında ilk defa toplu regresyon yaptırdığını söyledi. Ve bizlere, ruhsallığımızı yoğun olarak yaşadığımız bir geçmiş hayat deneyiminden içgüdüsel olarak yaşadığımız bir geçmiş yaşama yolculuk ederken rehberlik yaptı. Daha sonra bu iki zıt kutup deneyimimizi dengelememize yardımcı oldu. Benim deneyimim oldukça güçlü idi ve bugünkü hayatıma çok katkısı olduğunu hissediyorum.
O günün akşamında "araştırma paneli"ni kırıp otelden ayrıldık ve İrlandalı arkadaşımla Delhi'nin sokaklarında macera yaşamaya çıktık. Istanbul 'daki yakınlarımız bizden Hint işi hediye beklediği için Connaught bölgesine gittik. Ne yazıkki dükkanlar kapanıyordu biz de biraz sokaklarda dolaşıp otele geri döndük.
11 Mart cumartesi günü kongrenin üçüncü gününde sabahtan Hintli Regresyon Terapisti Newton Kondaveti'nin eşi Lakshmi ile gerçekleştirdiği "Geçmiş Yaşam Terapisinde Nefes" başlıklı workshop'ına katıldım.
Iki gece önce yemekte Dolores Cannon'la sohbet ederken "benim workshop'ıma katıl, nasılsa nefesi hep kullanıyoruz regresyonda" demişti. Oysa ben o sabah sezgilerimi dinleyerek Newton'ın çalışmasına katıldım. Newton regresyon terapisi ile nefes çalışmasını birleştirmiş. Newton önce "nefes"in ne kadar güçlü ve "herşey" olduğunu anlattı. Ve nefesin travmatik geçmiş yaşam anılarını bırakmak için çok kullanışlı bir araç olduğunu belirtti. Newton ayrıca doğum anı travmasının (sezeryan, kordonun dolanması vs.) şimdiki hayatımızı nasıl etkilediğini anlattı. Ve hepimizin nefes yoluyla bir geçmiş yaşam anısına gitmemize rehberlik etti. Ben yerde oturmuş ağlayan bir bebek olarak buldum kendimi. Annem yerde uzanıyordu ve ben ağlayarak O'na ulaşmaya çalışıyordum.
Bu kısa egzersizden sonra Newton "kim gönüllü olarak bireysel çalışmaya katılmak ister" diye sordu. Kısa bir tereddütten sonra elimi kaldırdım. 3-4 kişi daha gönüllüydü. Yanımda oturan ve ogünün benim doğum günüm olduğunu bilen arkadaşlarım Newton'a "O'nun gerçek doğum günü" diyince beni seçti. Yere uzandım ve Newton'ın yönlendirmesiyle derin nefes alıp vermeye başladım. Bir süre sonra az önceki ağlayan çocuk tekrar geldi ve ben o ana doğru gittim. Nefes alıp verdikçe beden anılarım canlanmaya başladı. Yaklaşık 40 dakika boyunca Newton'ın da desteğiyle o geçmiş yaşam deneyiminin bedenimde bıraktığı izleri salıvermeyi başardım. Süreç içinde "bu ne zaman bitecek" diye düşünürken "direnç" oluşturduğumu farkedip sürece teslim oldum ve gerçekten çözülme gerçekleştiğinde hem gülüyor hem ağlıyordum.
Regresyon bitiminde gerçekten yeniden doğmuş hissediyordum. Bu yoğun deneyimin dönüşüm sürecinin 40 gün olduğunu söylediler! ???
Bu arada bir diğer workshop salonunda Muammer, Dolores Cannon'ın workshop'ına katılmıştı. Dolores kendini "kayıp bilgi"yi araştıran bir araştırmacı olarak tanımlıyor. Dolores 20 yıldır UFO/ET tarafından kaçırılan vakalarla çalışıyor. Dolores workshopda UFO/ET kaçırılma vakaları ile yaptığı çalışmalarını ve uzaylı geçmiş yaşamlarına ilişkin regresyon çalışmalarını paylaşmış. Dolores'in uzaylılara ilişkin (ki yemekte benimle de paylaştı) "onlar çok güzel yaratıklar" diyor ve ekliyor "aslında biz onları korkutuyoruz!". Dolores ayrıca dünyanın çok genç bir gezegen olduğunu söylemiş ve uzaylıların bizlerin özelikle yemek yeme, üreme ve ölümümüzle ilgilendiklerini belirtmiş. Dolores'den iki alıntı daha " biz hala hayvan aşamasındayız," "onlar istedikleri kadar uzun yaşıyorlar". Dolores dünya gezegeninin herşeyi kaydettiğini ve şu anda dünyanın mutlu olmadığını da ilave ediyor.
Ogün öğleden sonra Amerikalı Regresyon Terapisti Gayla Reiter'ın "ses, renk ve çakralar aracılığıyla geçmiş yaşam anılarına ulaşarak şimdiki hayatın sorunlarını iyileştirmek" konulu workshop'ına katıldık. Gayla bize hangi çakranın hangi renk ve ses tonuyla uyumlu olduğunu anlatarak başladı. Ardından ikili gruplar oluşturup karşılıklı oturduk ve birbirimizin kalp çakrasına ellerimizi koyduk. Sadece karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakarak sessizce dakikalarca oturduk.
Benim karşımda ilk defa karşılaştığım Hintli Mariam vardı. O 'nun gözlerine baktıkça bir süre sonra görüntüler gelmeye başladı. O 'nu bir kızılderili kabilesinde güçlü bir kadın olarak görmeye başladım. Çocukluğunda kabilenin şefi olan dedesinden aldığı eğitimle şimdi kabilenin ileri gelenlerinden idi. O 'nun gurur ve sorumluluk hissettiğini hissettim. Sonra bir savaşta oğlunu ve eşini yitirdiğini ve bu nedenle kendini suçladığını hissettim. Aslında bunlara his demekten öte "gelen bilgiler" desem daha doğru olur. O'nun suçluluk hissine karşılık telepatik olarak O'na "kendini affet, sen sevilmeyi hakediyorsun" mesjını göndermeye başladım. Biraz sonra Mariam'ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Egzersiz bittiğinde "kalbim ısındı ve senden bana şefkat ve sevgi aktığını hissettim" diyerek neler olduğunu sordu.
Algıladıklarımı anlatınca herşey O'nun için çok anlaşılır hale geldi. Gerçekten 56 yaşındaki Mariam hiç evlenmemiş ve hayatında sadece ailesi varmış. Ve yakınlarına karşı aşırı sorumluluk hissediyormuş. O ise bende renkler görmüş ve yoğun olarak sevgi ve şefkat hissetmiş. Bir diğer katılımcı partnerinde uzaylı varlık görmüş ve "senin burda ne işin var" diye sormuş. Cevap " dünyaya barışı yaymak için" olmuş! Gayla " dünyaya bilgeliğini paylaşmak için geldin, kendini ifade etmen güvenli" diyerek workshop'ı tamamladı.
Gayla workshop bitiminde masanın üzerine dizdiği kartların içinden birer kart seçip sonra kitaptan anlamını okumamızı istedi. Masaya yaklaşıp kartlara baktığım anda 3 gün önce Lotus tapınağında bana görünen varlığın resmini gördüm! Şaşkınlık ve heyecanla hemen kitaba baktım ve O'nun Lord Siva olduğunu okudum. Sırada bekleyenlere haksızlık etmemek için kitabı onlara verdim.
Nasılsa kim olduğunu öğrenmiştim ve daha ayrıntılı bilgiye sonra ulaşacağımı biliyordum.
Günün son programı "ruhsallık paneli" idi. Panele katılanlar Japonya'dan Hitomi Akamutsa, Avustralya'dan Valerie Barrow, Amerika'dan Joseph Costa, Hindistan'dan Aarti Khosla ve İsveç'ten Jurgen Sundvall idi. Moderator Sunny herkesi tanıttı ve ardından katılımcılar ruhsallığı gündelik hayatlarında nasıl yaşadıklarını anlattılar. Aarti de Jurgen de Joseph de bebekliklerinden itibaren herşeyi diğer insanlardan farklı gördüklerini ve bu nedenle yaşadıkları keyifli, zorlu anları aktardılar.
Jurgen Victor Frankl'in bir sözünü paylaştı;
"hayatın anlamı nedir diye sormak yerine, hayata ben nasıl bir anlam katabilirim diye sorun" Joseph " Hindistan kalbiyle yaşıyor bu nedenle Hintliler, Amerikalılar'ın fena halde size ihtiyacı var" dedi. "Hindistan daha şanslı, karması daha temiz" diyerek 2012 yılında beklenen seviye değişimine değindi. "2009 yılına kadar karmasını temizleyen yeni seviyeye geçecek, temizlemeyen geçemeyecek" dedi. "Ben de geçmiş hayatlarımda çok kötü şeyler yaptım ve şimdi karmamı temizlemeye çalışıyorum" diyerek tamamladı.
Panelin kapanışını Om titreşimi ile yaptık. Hintlilerin meditasyon deneyimi çok olduğu için olsa gerek bizlerden daha uzun ve derin nefes alıp veriyorlar.
Ardından Valerie kanallık yapmak üzere geldi. Genelde Avusturalya Aborijinlerinden Alcheringa'ya rehberlik ediyormuş. "Fakat bu akşam kim gelecek bilmiyorum" dedi ve hazırlandı.
Daha rahat görebilmek için en ön sıraya geçtim. Valerie çok ilerlemiş yaşına rağmen kız çocuğu gibi neşeli ve canlı bir kadın. Transa geçti ve ayağa kalktığı anda bedenine bir başka varlığın girdiğini anladım. O kibar ve ince sesli yaşlı kadından inanılmaz güçlü bir erkek sesi çıkmaya başladı ve "ben Lord Sivaaaa, bu gece burada sizinle olmak benim için bir zevk" dedi. Nasıl donakaldığımı tahmin edersiniz. Daha 2 saat önce Lord Siva ile yeniden karşılaşacağımı düşünmüştüm ama açıkcası bu kadar çabuk ve 1 metre önümde değil. Valerie ellerini benim olduğum tarafa doğru uzatıp enerji göndermeye başlayınca geriye kaykıldığımı "neler oluyor?" diye aklımdan geçtiğini ve kasıldığımı itiraf ediyorum! O şaşkınlıkla ancak şu cümleleri not aldım;
"sizin bir parçanız olan enerjiyi size geri veriyorum, beni herhangi bir anda çağırın gelirim. Hangi enerjiyi çağırdığın sana bağlı. Bizler size destek olmak için çalışıyoruz."
Daha sonra Valerie yeniden sakinleşip oturdu. Ben "bitti herhalde" diye düşünürken tekrar bedeni hareketlendi ve ayağa kalkarak kükredi "ben Michaeeellll, melekler alemini göstermek için buradayım. Ben hepinize ulaşıyorum, Tanrı sizi kutsasın. Kalbinize güvenin. Hepimiz tüm varlıkların kaynağından geliyoruz ki bu kaynak sevgidir. Sevgiyi düşünün, sevgiyle sarmalanmış durumdasınız" diyerek tekrar sarsıldı ardından sakinleşti ve oturdu. Bir süre sonra Valerie gözlerini açtı ve yine çocuk sesiyle "ben döndüm" dedi. İnanılmaz bir deneyimdi benim için.
Bir kitap görmüştüm adı "India: the playground of Gods (Tanrıların oyun alanı)" idi. O anda bunun ne kadar doğru olduğunu hissettim.
O akşam Valerie'yi hem bir Hindu Tanrı'nin hem de bir Batılı Melek'in gelmesinin ne kadar anlamlı olduğunu söyledi Sunny. Bu zengin kongreyi o geceki gala yemeği ile tamamladık.
Gala yemeğinde, aynı zamanda regresyon terapisti olan kadın dansçı Rekha Tandon ve grubunu izledik. Rekha koreografisinde Hindu Tanrıların bilgeliklerini yoga ve dans ile harmanlamıştı. Bu inanılmaz gösteriyi büyülenmiş gibi izledik. Ertesi gün kahvaltıda arkadaşlarla "şu Nadi olayı" diye bir gece önce anlatılan deneyimi yaşamaya karar verdik.
Öğrendiğimiz kadarıyla Nadi'nin gerçekten ne olduğunu bilen yok, herkes kulaktan dolma bilgilerle merakla birbirinden öğrenmeye çalışıyor. Benim anladığım; 2000 yıl önce kayda alınmış parmak izleri olduğu ve bugünlerde tekrar o kayıtların ortaya çıktığı ve parmak iziniz o eski kayıtlarla eşleştiğinde bu konuda uzmanlaşmış astrologlar tarafından sizin geçmiş-şimdiki hayat ve geleceğinize ilişkin "okuma" gerçekleştirildiği.
"Nasıl yani 2000 yıl önce kim almış kayıtları, nasıl olmuş, kimlerin kayıtları alınmış" gibi soruları ben de sordum ve sadece tahmini cevaplarım var!
Kayıtların tarihi Tamil dilinde yazılı olduğu söyleniyor.
Hiçbir şey bilmediğime göre sizlerle deneyimlerimi paylaşayım.
Araba kiralayıp arkadaşlarla oraya gittik. Delhi 'nin ara sokaklarında bir binanın 1. katında bir ev ve orada çalışan 3-4 erkek. Duvarlarda asılı tanınmış insanların fotoları var ki onların Nadi kayıtlarının bulunduğu ve eşleşme ve "okumalar"ın başarılı olduğu yüzlerden anlaşılıyor.
Gittiğimizde Valerie, Hitomi, Charlene ve Moriah da oradaydı. Biz de onlar gibi parmak izlerimizi verip beklemeye başladık. Özellikle Moriah'ın şüpheleri o kadar yükseldi ki, Valeri gözlerini kapatıp rehberlik istedi. "Cevap benim için evet" dedi.
Cathriona bir gece önce oraya diğer Amerikalı arkadaşlarla birlikte gitmiş fakat O'nun kaydını bulamamışlar "tekrar gel" demişler.
Cathriona'ya kaydını bulduklarını söylediler ve O'nu eşleştirme için odaya aldılar. Çıktığında öğrendik ki kendisine ve ailesine ilişkin sorular soruyor ve "evet" veya "hayır" demesini istiyorlar. Anlaşılan eşleşme (yani bulunan kayıtla Cathriona'nın bilgileri) uymamış ki hayal kırıklığı ile gelip oturdu.
Ardından Hitomi'yi çağırdılar. Hitomi yarım saat sonra şaşkınlıkla çıktı. Asla mümkün olmayacak ayrıntıları bilmişler ve babasının adını dahi çok güzel bir telaffuzla söylemişler.
Ardından 2. denemede Charlene'nin kayıtları da eşleşti. O da şaşkınlıkla neleri bildiklerini anlattı. Valerie'nin kaydını da doğru olarak eşleştirdiler fakat benim, Muammer'in ve diğer arkadaşların kayıtlarını henüz bulamadıklarını söylediler.
Bu ne anlama geliyor bilmiyoruz ve birazcık hayal kırıklığı ile oradan ayrıldık. Kayıtları bulunan arkadaşlar ertesi gün tekrar oraya gidip "astrolojik okuma" alacaklardı.
Biz o gece Hindistan'dan ayrıldığımız için sonrasında ne olduğunu henüz öğrenemedik. Oradan arkadaşlarla birlikte Mona ve eşi ile buluşmaya gittik. O sabah telefonda Mona'ya bana görünen Tanrı'nın Lord Siva olduğunu anladığımı söylemiştim. O da kütüphanesindeki Lord Siva adlı kitabı bana getirdi, ne kadar mutlu olduğumu tahmin edersiniz.
O gece sabaha karşı olan dönüş uçağımız tam 4 saat gecikti ve ben havaalanında hep o kitabı okudum. Lord Siva Hindu'ların üç büyük Tanrısından biri ve "yokedici" olarak biliniyor. Yokettiği şey ise "ego"nuz! Kitapta Lord Siva'nin meditasyon esnasında kalp aracılığıyla kavranabileceği yazıyor. Ilerleyen bölümlerde ise Kral Virasindhu'nun "kendi benliğimi kavramamı sağlayacak ve bana doğru inisiyasyonu verecek yüce bir guru arıyorum" diye arayışa başladığında Lord Siva'nın O'na göründüğü ve "dur" diyerek aniden kaybolduğu yazıyor. Böylece kral O'nun kendisine zihnini durdurma komutu verdiğini anlamış ve Samadhi'ye geçmiş.
Lord Siva da uzun bir yazıyla anlatılacak kadar zengin ve derin bir Tanrı.
Bu arada Mona, Sai Baba'nın Lord Siva'nın enkarnasyonu olduğuna inanıldığını söyledi.
Neredeyse tanıştığım tüm Hintlileri çok sevdim. Genelde çok alçakgönüllü, açık ve samimi insanlar. Çoğunun bakışları sakin ve dingin. Kongredeki neredeyse herkesin meditasyonu hayatının içine kattığı anlaşılıyordu.
Hindustan Times adlı gazete ve çeşitli populer dergilere baktığımda ruhsallığın ne kadar kültürlerine sinmiş olduğunu bir kez daha anladım. Köşe yazarlarının da ruhsal gelişim konularında yazdıkları dikkatimi çekti.
Delhi gerçekten çok yeşil bir şehir.
Hemen her yerde (lokanta, dükkan vs.) mini otellerde bile mutlaka bir ibadet köşesi var. İnandıkları Tanrı'ların resimleri, mum ve biraz da çiçek koyarak minik bir tapınak oluşturuyorlar. Hemen her sokakta minik- büyük tapınaklar var ve günün ve gecenin her saatinde tapınaklar insanlarla dolu.
Ruhsallığın böylesine doğal, hayatın içinde yaşandığı bir ülkede kendimi çok iyi "evde" hissettim.
Bu arada Sunny 3. Dünya regresyon Kongresi'nin 2008 yılında Brezilya'da Rio de Jenerio'da yapıldığını haber verdi.
Şimdiden rezervasyon yaptırsak iyi olur!
GERi