|
VEGAN BESLENME
Diba Ayten Yılmaz (18.07.2007)
Ben vegan tarzı besleniyorum yani hayvansal ürünleri (et-süt-bal) yemiyor ve içmiyorum.
Uzun zamandır bu yazıyı tamamlayıp sizlere sunmayı istemekle beraber bir türlü tamamlanmıyordu, meğer bir şey bekliyormuşum. Beklediğim şeyi, yıllardır vegan olduğum için benim için endişelenen bir yakınım geçenlerde yolladı.
Bu bir yazı idi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın Adana'da katıldığı bir konferanstaki konuşmasından bölümler içeriyordu.
Prof. Dr. Aydın; "dereotu sütten daha fazla kalsiyum içeriyor" diyor ve ekliyor; "her memelinin sütü kendi yavrusunadır. 5-6 milyon yıllık insanlık tarihinin sadece son 10 bin yılında insanlar başka memelilerin sütünü içmişlerdir. Öncesinde insanlar kendi annelerinin sütünü sadece hayatlarının ilk 2 yılında emerler, daha sonra hiç süt tüketmezlerdi. Bu devre ait kemik örneklerinde kemik erimesi yok denecek kadar az, çünkü o devirde insanlar sütten ziyade, daha çok yeşil sebze, ot türü yiyecekler tüketmişlerdir." Prof. Aydın anne-babaların ve çocuklarının kemiklerinin sağlam olması için magnezyum ve potasyum açısından da zengin olan dereotunu yemelerini önerdi.
Biliminsanlarının ve tıp çevrelerinin söylediği "bildirdiği" herşeyin mutlak doğru kabul edildiği bir dönemde yaşadığımız için bu açıklamaya benim söyleyeceklerimden daha çok önem verebilirsiniz.
Ben yine de kendi hikayemi yazıyorum.
Özellikle çocukluğumda bir kurban bayram(!)ında arka bahçede kesilen bir hayvanı gördüğümde hissettiklerimi hatırlıyorum. Ve bir yakınım minik bir kuşu vurup eve getirdiğinde nasıl kızıp ağladığımı.
Et yemenin insan evladının protein ihtiyacını karşılamak için tek(!) çözüm olduğunu söyleyenler hala var. Ben de bu söylemin etkisinde idim ve et yemeyi bırakmayı istediğim halde "et yemezsen hasta olursun" sözleri cesaretimi kırıyordu.
2002 yılında Muammer'le birlikte İtalya'da olduğumuz bir dönemde, yanımda getirdiğim Radikal gazetesinin Kitap ekinde Celal Üster'in bir yazısını okudum. Ve işte o anda yıllardır ihtiyaç duyduğum desteği aldığımı hissettim ve hemen o anda vejetaryen oldum. Size hiç teşekkür etme şansım olmamıştı sayın Üster, teşekkür ederim!
Celal Üster'in yazısından beni en çok etkileyen bölümlerden alıntı yapıyorum;
İşte tanıdığımız bazı et yemeyenler;
Platon, Epikuros, Pythagoras, Plutarkhos, Eflatun,Leonardo da Vinci, Jean Jacques Rousseau, Charles Darwin, Lev Lolstoy, George Bernard Shaw, Franz Kafka, Vincent Van Gogh ve tabii ki Gandhi, Albert Einstein ve Buda!
Listede yer alan tanınmış kişilerin çoğunun uzun ömürlü olduğunu söylememe gerek yok!
G.B. Shaw'ın "niçin vejetaryen olduğunu" soran birisine cevabı "neden dürüst bir beslenme tarzı seçtiğim için hesap soruyorsunuz benden? Masum hayvanların kızartılmış cesetleriyle semiriyor olsaydım, benden o zaman hesap sormanız gerekirdi" olmuş ve bir başka konuşmasında da; "hayvanlar benim dostlarım, ben dostlarımı yemem" demiş.
Paul ve Linda Mc Cartney; "mezbahaların duvarları camdan olsaydı, herkes veyetaryen olurdu".
Kim Basinger; "çekilen acıyı görebilseniz ya da hissedebilseniz bir daha asla et yemezsiniz".
Franz Kafka; bir gün akvaryumdaki bir balığı seyrederken "şimdi sana huzur içinde bakabilirim, çünkü artık seni yemiyorum" demiştir.
Darwin; hayatı boyunca yeryüzündeki tüm canlıların evrim özelliklerini incelemiştir ve "tüm canlıları (canlıyken D.A.Y.) sevmek, insan evladının en soylu niteliğidir" demiş.
Vincent Van Gogh; "Güney Fransa'daki mezbahaları gördükten sonra et yemeyi bıraktım".
Buda; "vejetaryen olmak, Nirvana'ya varan ırmağa girmek demektir".
Ve İranlı yazar Sadık Hidayet'in "Vejetaryenliğin Yararları" adlı kitabından seçmeler;
Eflatun, tahıl, meyve ve kuru incirle beslenirmiş.
Incir, sebze, meyve ve ekmekle beslenerek 100 yaşına kadar yaşayan Pisagor; etoburluk hakkında "ey ölümlüler, böyle pis bir yiyeceğe bulaşmaktan korkun" demiş.
Bu yazıyı okurken rahatsız olmaya başlamış hatta tamamlamadan yarım bırakmayı bile düşünmüş olabilirsiniz.
Peki sizi bu kadar rahatsız eden şey ne? Bugüne kadar yanlış bilgilenmiş olmanız mı yoksa savunmasız canlıları çok da bilincinde olmadan yediğinizi farketmiş olmanız mı? Lütfen sonuna kadar okuyun yazıyı ve yeme alışkanlığınızı gözden geçirin.
Olasılıkla önünüze gelen et veya balık; hazırlayan tarafından bolca süslenmiş olduğu için gerçekten ne yediğinizin farkında olmadan yiyor olabilirsiniz. Tabii buna ne kadar çok alıştığınız, etrafınızda herkesin yediği gibi sizin aklınızı çelen etkenler de var.
2005 yılında İstanbul'daki 1. Uluslararası Parapsikoloji Konferansı'nda dinlediğim Dr. P.M.H. Atwater, ölüme yakın deneyim yaşayan insanlarla ilgili çalışma ve araştırmalar yapıyor. Yıllardır ölüme yakın deneyim yaşayan 4000'den fazla insanla yaptığı çalışmalardan derlemeyi konferans sırasında aktarırken şunu da ekledi;
"ölüme yakın deneyim yaşayanların çoğu hayata döndükten sonra vejetaryen oluyorlar"!
Ölüme yakın deneyim; varlığın fiziksel bedenini bir süreliğine bırakıp ruhsal aleme geçmesi, sonra tekrar bedenine dönmesi demek. Bence bu deneyimi yaşayanlar varoluşun bir'liğini deneyimlemiş oldukları için vejetaryen oluyorlar.
Konuyla ilgilenenler Atwater'in Ruh ve Madde Yayınlarından çıkan "Yeni Çocuklar ve Ölüme Yakın Deneyimler" adlı kitabına göz atabilirler.
Vejetaryen olmaktan vegan olmaya geçişim ikinci derece Reiki inisiyasyonu almamla oldu.
O anda süt-peynir-yoğurt gibi hayvansal ürünlerin hiç birini almayarak da sağlıkla yaşayabileceğime ilişkin derin bir inanç gelişti.
Neden süt ve süt ürünlerini almadığıma gelince; sanırım bir çoğunuz ineklerin sütlerini insanlarla paylaşmaya gönüllü olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa inek de tıpkı insanın dişisi gibi sadece bebeği olduğunda süt veriyor.
Buzağının annesinin sütüne en çok ihtiyacı olduğu bir dönem varmış ve bu dönemde buzağıyı annesinin memesinden ayırmak çok zor olduğu için buzağının annesine yaklaşmasına izin vermeyip annenin tüm sütünü alıyorlar (aslında bana göre çalıyorlar)! Ve buzağıya ot veriyorlar yani anne ineği otla kandırıyorlar!
Tabii bazı büyük firmaların süt aldıkları ineklerin daha çok süt vermesi için onlara bazı kimyasallar verdiklerini bilmekte de fayda var!
Peki ya bal? Arıların balı insanlar için yaptıklarını düşünüyor veya bu konuda hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Arı; balı daha sonra kendi beslenmek için yapıyor. Oysa bal üreticileri ve arıcılık yapanlar arıları şekerli suyla kandırıp balı alıyor (yine çalıyor) ve size ulaştırıyorlar.
Bir insanın günlük protein ihtiyacı, kendi kilosunun sadece binde biri. Yani 50 kilo iseniz günlük protein ihtiyacınız sadece 50 gr. Ve bu minik miktarı karşılamak inanın çok kolay. Kuru fasulye, nohut, özellikle yeşil mercimek kalsiyum ve protein açısından çok zengin besinler. Her gün en az bir öğün bu besinlerden alarak bedensel sağlığı dengede tutmak mümkün.
İleride (belki 2012 sonrasında) sadece saf su ile besleneceğimiz bir dönem geleceğine inanıyorum.
Bir sonraki aşama tabii ki sadece hava ile yani nefesle varoluşu sürdürmek olacak.
Bu aşamalara enerji-beden dengemizde ustalaştıkça ulaşacağımıza inanıyorum. Uzakdoğu'da ve Hindistan'da bu konuda ustalaşmış üstadlar olduğunu siz de duymuş-okumuşsunuzdur.
Peki ya yumurta?
Yumurta bildiğiniz gibi, bir civcive dönüşebilir. Geçenlerde bir tanıdığım anlattı; genç bir anne olan ablası bebeğine yumurta haşlarken bir anda "cik cik" sesleri duymuş ve bu seslerin ocakta haşlanmakta olan yumurtadan geldiğini anlamış. Yumurtayı ocaktan kaldırıp baktıklarında içinde bir civciv olduğunu görmüşler, tabii ölü bir civciv.
Minik bir bilgi; "vejetaryen olmayı seçen bir birey yılda 100 hayvanın katlini önlemiş olur". Bu bilgiyi www.peta.org sitesinden aldım.
Benim nelerle beslendiğimi merak ediyor olabilirsiniz. Prof. Aydın'ın da bahsettiği gibi çoğunlukla tahıl ve yeşilliklerden oluşan bir beslenme tarzım var. Tabii doğanın şahane meyvelerini de hatırlayalım. Kuruyemişler, ceviz, fındık ve fıstık özellikle kabak çekirdeği kalsiyum ve protein açısından çok zengin. Doğal olarak güneşte kurutulmuş olan kayısı da kalsiyum açısından oldukça zengin. Tüm bu besinleri dengeli bir şekilde alarak sağlıklı bir hayat sürmek elimizde.
Giderek daha çok sayıda çocuğun et yemeye tepki verdiğini duyuyorum. Çocukları et-balık yemeye zorlamak yerine dengeli ve sağlıklı beslenme yönünde bilinçlenmelerine yardım edebiliriz.
İnternetten kısa bir araştırma yaparsanız pek çok ünlü kişinin vegan tarzı beslenerek oldukça sağlıklı bir şekilde yaşıyor olduğunu öğrenebilirsiniz.
Bu şahane dünya sadece insanlara ait değil, O'nu milyarlarca eşsiz canlıyla paylaşıyoruz. Onların varoluşlarına ve yaşama hakkına saygı duyalım!
Sevgi ve şükranla,
DAY
|